Zuhr-İ Âhır Kılmanın Gerekliliği
Cuma namazı bazı yönlerden vakit namazlarından farklıdır. Bu farklılıklar Cuma namazında cemaatin gerekli oluşu, namazdan önce hutbenin okunması ve diğer namazların Mekke döneminde İslâm’ın ilk yıllarından itibaren kılınmasına karşılık Cuma namazının Medine’de kılınmaya başlanmasıdır. Mezkûr nedenlerden dolayı mezhepler Cuma namazının sıhhati için vakit namazlarının şartlarına ilaveten birtakım şartlar zikretmektedir. Bu şartların bir kısmı hadislerle sabit iken, bir kısmı içtihadî olup mezhep imamları tarafından zikrettiğimiz hususlardan istihraç edilmiştir. Mezhepler tarafından zikredilen şartlar bazen tahakkuk ederken bazen de tahakkuk etmemektedir. Bu nedenle ülkemizde Hanefilerin bir kısmı Cuma namazından sonra ihtiyaten zuhr-i ahır adıyla, Şafiilerin bir kısmı da eda adıyla öğle namazını kılmaktadırlar. Hanefiler zuhr-i ahır namazını tek başına ayrı ayrı kılarken, Şafiilerin bir kısmı öğle namazını cemaat ile eda ederler. Hocaların bir kısmı zuhr-i ahır kılmanın gerekli olduğunu söylerken, bir kısmı kılınmaması yönünde fetva vermektedir. Bu husus tabii olarak bazı Müslümanların kafasını karıştırmaktadır.
Detayına bakıldığı zaman mezhepler Cuma namazının sıhhati için birçok şart zikretmektedir. Bu şartları sekiz maddede toplamak mümkündür. Konunun daha iyi aydınlatılması bakımından bu şartları kısa yorumuyla birlikte anlatmak yararlı olacaktır.
1.Öğle Vakti
Cumhura göre Cumanın şartlarından biri öğle vaktinde kılınmasıdır. Öğle vaktinden önce kılınmayacağı gibi, öğle vaktinden sonra kaza da edilmez. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 99.)
2. Hutbe
Namazdan önce hutbenin okunması da Cumanın şartlarından biridir. Zira Resûlullah (s.a.v.) hutbe okumadan Cuma namazını kılmamıştır. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 99.) Hutbenin şart oluşu konusunda İslâm fukahâsı ittifak halindedir. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 282.)
3. Cemaat
Cuma namazının şartlarından biri de cemaat ile kılınmasıdır. Cuma namazında cemaatin şart oluşu üzerinde icmâ oluşmuştur. Zira ne Resûlullah (s.a.v.) döneminde ne de Hulefâ-i Râşidîn döneminde Cuma namazı tek kişi ile kılınmamıştır. Dolayısıyla bu husus fiili ve tatbiki sünnet ile sabittir. Ayrıca bu husus Cuma kavramından da anlaşılmaktadır. Çünkü Cuma sözcüğü cemaat kelimesinden gelmektedir ki cemaat ifadesi bir kişi için kullanılmaz. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98.)
Cuma namazında cemaatin şart oluşu konusunda icmâ oluşmuş, ancak gereken sayı üzerinde ittifak oluşmamış, aksine mezhepler bu konuda farklı rakamlar ileri sürmüştür. Mezheplerin bu konuda farklı sayıları zikretmesinin nedeni konuyla ilgili kavli bir hadisin bulunmamasıdır.
Hanefiler bu konuda Cuma lafzını esas almaktadır. Cuma, cemaat lafzından gelir, cemaatin en azı da üç kişidir. İmam da cemaatten sayılmadığından Ebû Hanife ile İmam Muhammed’e göre imam dışında 3 kişi gerekirken, Ebû Yusuf imama ilaveten 2 kişiyi yeterli görmektedir. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98.)
Mâlikî mezhebine göre Cuma namazının sahih olması için 12 kişi gereklidir, ancak bunların hem hutbenin tamamını dinlemesi hem de namazın sonuna kadar imam ile devam etmesi lazımdır. Şayet namaz bitmeden bu sayı noksan olursa namaz sahih olmaz. Mâlikî mezhebi bunun için Resûlullah (s.a.v.) döneminde vaki olan bir olayı delil göstermektedir. Medine’de bir gün Resûlullah (s.a.v.) hutbe okurken bir ticaret kafilesi şehre varmıştı. Cemaat, kafilenin gelişinden haberdar olunca camiyi terk edip kafilenin yanına varmış, bu esnada camide sadece 12 kişi kalmıştı. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 276. )
Farklı görüşler olmakla birlikte Şafii ve Hanbelî mezheplerinin en sahih görüşlerine göre Cuma namazının sahih olması için en az 40 kişi gerekir. Bu kişilerin de erkek, hür ve mukim (Cuma namazı kılının yerin vatandaşı) olması lazımdır. Bu iki mezhep delil olarak ilk Cuma namazının 40 kişi ile kılındığını ifade eden hadise dayanmaktadır. (Şirbinî, Muğni’l-Muhtâc, I, 476.) Hz. Abdurrahman b. Ka’b b. Malik’in rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) henüz Medine’ye hicret etmeden önce Hz. Ebû Umâme, Medine’de 40 kişi ile ilk Cuma namazını kılmıştır. (İbn Mâce, “İkâmetu’s-Salât”, 78.) Bu hadis daru’l-İslâm olmayan yerlerde de Cuma namazını kılmanın caiz olduğuna delildir. Uygulama da bu yöndedir, gayrimüslim ülkelerde de Cuma namazı kılınmaktadır. İslâm’ın lehine olan da budur. Zira Cuma namazı irşat bakımından da önemli bir role haizdir.
Şafii ve Hanbelî mezheplerinin istinat ettiği bu delilin sağlam ve kuvvetli bir delil niteliğinde olduğu söylenemez. Zira ilk kılınan Cuma namazında 40 kişinin bulunması tevâfukî bir husustur. Örneğin o namazda 20 veya 100 kişi de bulunabilirdi. Ayrıca bununla ilgili kavli bir hadis söz konusu değildir, şayet 40 kişiden az bir sayı ile Cuma namazı kılınmasaydı bu konuda mutlaka kavli bir hadis olması gerekirdi. Keza bu delil Malikilerin zikrettiği delil ile de çelişmektedir ki Malikilerin delili daha isabetli gözükmektedir. Dolayısıyla bu delil hadise dayanmayan içtihadî bir delildir.
4. Şehir
Cuma namazının şartlarından biri de kılınacağı yerin şehir olmasıdır. Bu şart Hanefî mezhebinde gerekli iken diğer mezheplerde gerekli değildir. Bunun Arapça karşılığı mısır kavramıdır. Mısır, iki şekilde tanımlanmaktadır. Bir tanıma göre mısır bir emiri (vali veya kaymakam) olan ve ahkâmı tatbik edip hadleri uygulayan bir kâdinın bulunduğu yerleşim birimidir. Günümüzde bunu il veya ilçe olarak açıklamak mümkündür. İkinci tanıma göre mısır, halkı en büyük camisine sığmayan büyük yerleşim yeri anlamındadır. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98.) Hanefi mezhebine göre şehir Cuma namazının hem sıhhat hem de vucûp şartıdır. Şehir olmayan bir yerde Cuma namazı vacip olmadığı gibi, böyle bir yerde Cuma namazını kılmak caiz de değildir. Buna göre mezra, köy veya beldelerde Cuma namazı kılınmaz. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98 vd.)
Bu şart, Hz. Ali’den mevkuf olarak rivayet edilen “Cuma namazı ve teşrik (bayram namazı) ancak câmi olan bir mısırda gereklidir.” (San’ânî, el-Musannef, III, 301.) anlamındaki hadise dayanmaktadır. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98) Ancak bu hadis usul açısında sağlam bir delil niteliği taşımamaktadır. Çünkü bu hadis, her ne kadar hem merfu hem de mevkuf olarak rivayet edilmiş ise de hakikatte mevkuf olup Hz. Ali’ye aittir. Mevkuf olan rivayet zayıftır. Merfu olan rivayete Zeylaî, garip demektedir. Hafız İbn Hacer böyle bir hadisi görmediğini söylemektedir ki bunun anlamı böyle bir hadis yoktur. Beyhakî ise bu konuyla ilgili Resûlullah (s.a.v.)’tan herhangi bir hadis rivayet olmadığını açıkça ifade etmektedir. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98.) Dolayısıyla bu hadis, konu için kifayetli delil değildir. Zira bir hadisin delil olması için sahih veya hasen olması gerekir. Zayıf hadis delil değildir. (Salih, Ulumu’l-Hadis, s. 141.) Ayrıca zayıf olan bu hadis, sahih bir rivayetle gelen ve köyde Cuma
namazının kılındığını ifade eden sahih bir hadis ile çelişmektedir. Hz. İbn Abbas’ın rivayetine göre Medine’den sonra ilk Cuma namazı, Bahreyn’in köylerinden biri olan Cuvâsâ’da kılınmıştır. (Buhârî, “Cuma”, 11)
5. Sultan veya Naibi Tarafından Kılınması
Cuma namazının şartlarından biri de sultan veya tayin edeceği bir kişi tarafından kılınmasıdır. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 99.) Bu şart Hanefi mezhebinde gerekli, diğer mezheplerde gerekli değildir. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 277.) Bu konuda bildiğimiz kadarıyla herhangi bir hadis mevcut değildir. Bu şart içtihadî olup Cuma namazında imamlık yapmak için meydana gelebilecek herhangi bir niza veya kavgayı önlemeye yöneliktir. Çünkü bir yerde birden fazla Cuma namazını kıldırabilen insanlar olup, belli bir görevli de olmayınca imamlık için niza veya kavga çıkabilir. Bu zaviyeden bakılırsa bu şart mantıklı ve gereklidir. Ancak böyle bir durum söz konusu olmayan yer ve zamanlarda bu şartta ısrar etmenin bir gerekçesi kalmaz. Mesela günümüz Türkiye’sinde devlet tüm camilere din görevlisi atadığından bu şarta ihtiyaç kalmamış, sorun ortadan kalkmıştır. Buna göre devletin izin vermediği bir mekânda veya devletin izin vermediği bir kimse tarafından Cuma namazı kılınmaz. (Merğinânî, el-Hidâye, I, 98 vd…)
6. Umumi İzin
Cuma namazının şartlarından biri de caminin umuma açık olmasıdır. Umuma açık olmayan bir yerde Cuma namazı kılınmaz. Buna göre resmi bir görevlisi bulunmayan veya devlet tarafından Cuma namazı kılınması için izin verilmeyen, kişi veya cemaatlere ait olan ev veya mescitlerde Cuma namazı kılınmaz. Bu şart Hanefi mezhebine hastır, diğer mezhepler böyle bir şart aramıyor. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 277.)
7. Bir Yerde Birden Fazla Cuma Kılınmaması
Cumanın şartlarından biri de ihtiyaç olmadığı sürece bir yerde birden fazla Cuma namazının kılınmamasıdır. Şayet ihtiyaç olmadığı halde bir yerde birden fazla Cuma namazı kılındı ise ilk kılınan Cuma sahih, diğerleri batıldır. Ancak bir şehir büyük olup cemaat bir camiye sığmıyor, bir yerde toplanmaları sıkıntı oluyor ise ihtiyaca binaen birden fazla yerde Cuma namazı kılınabilir, fakat bu durumda ihtiyaca göre hareket edilir. Şayet üç yerde Cuma namazı kılınabiliyorsa dördüncü ve beşinci yerlerde kılınmaz. Bu şartı Şafiiler, Hanbeliler, meşhur kavle göre Mâlikiler ve Hanefilerden Kâsânî gerekli görmektedirler. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 279 vd…)
Bu görüşü savunanlar delil olarak şunları söyler: Resûlullah (s.a.v.) döneminde Medine’de birkaç mescit olduğu halde sadece bir yerde Cuma namazı kılınıyordu. Ayrıca bir yerde Cuma namazının kılınması birlik ve beraberlik sembolü olan cumanın maksadına daha uygundur. Bundan da anlaşılan şu ki bir yerde birden fazla Cuma namazı kılınmaz. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 279.)
Bu konuda şunlar söylenebilir: İmkân olduğu sürece bir köy, ilçe veya şehirde bir yerde Cuma namazı kılmak daha öncelikli, daha evladır. Ancak bunu Cuma namazının bir şartı saymak için kavli bir hadis gerekir. Konuyla ilgili kavli bir hadis de söz konusu değildir. Resûlullah (s.a.v.) döneminde bir yerde Cuma namazının kılınması konusuna gelince bu da tabii ve doğal bir husustur. Çünkü Resûlullah (s.a.v.)’ın bizzat hutbe okuyup namaz kıldırdığı bir şehirde ikinci bir camide Cuma namazının kılınması hoş bir şey değildir. Ayrıca Resûlullah
(s.a.v.)’ın Cuma namazını kıldırdığı bir yerde, onun arkasında Cuma namazını kılma imkânı da varsa her halde kimse gidip başka bir camide Cuma namazı kılmaz.
Hanefi mezhebine göre bir yerde birden fazla Cuma namazını kılmak caizdir. Çünkü bir yerde bir Cuma namazının kılınmasını zorunlu tutmak sıkıntıya sebep olur. Birden fazla Cuma namazının caiz olmadığı konusunda delil de yoktur. Zaruret veya ihtiyaç, bir yerde birden fazla Cuma namazını kılmanın gerekli olduğunu iktiza eder. Zuhaylî de bu görüşü tercih etmekte olup günümüz şartlarında bu görüşün daha kolay olduğunu söylemektedir. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 281.)
8. Camide İmam ile Kılınması
Cuma namazının şartlarından biri de içinde daima namaz kılınan bir camide, mukim ve hür bir imam ile kılınmasıdır. Misafir olan bir imamın Cuma namazını kıldırması caiz değildir. Özrü olmadığı sürece imamın hutbe okuması gerekir. Evlerde, dışarda ve evlerin avlularında Cuma namazı kılınmaz. Bu şart Mâlikî mezhebine hastır, diğer mezheplerde böyle bir şart söz konusu değildir. (Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, II, 278.)
Netice itibariyle burada şunlar söylenebilir: Cuma namazının vakit, hutbe ve cemaat dışındaki diğer şartlarının tamamı içtihadî olup konuyla ilgili sahih hadis bulunmamaktadır. Bu şartların bir kısmını uygulamak günümüz şartlarında imkânsız hale gelmişken, bir kısmını uygulamak da dinin aleyhine olur. Örneğin Cuma namazının sadece bir yerde kılınması zorunlu tutulduğu takdirde nüfusu kalabalık olan şehirlerde Cuma namazı kılmak sıkıntıya sebep olur. İstanbul, Ankara, İzmir ve benzeri büyük şehirlerde halkın tamamını bir yerde toplama imkânı yoktur. Kış mevsiminde sıcaklığın eksi 10 veya 20 derecelere kadar düştüğü küçük il ve ilçelerde bile bir camide Cuma namazını kılmak gayet meşakkatli bir husustur. Bu gibi yerlerde cemaatin sığabileceği bir cami yapılsa bile caminin ısınması zor olur.
Mezheplerin Cuma namazının şartları konusunda ittifak etmeyip, farklı şartlar zikretmesi bu şartların gerekli olmadığı yönde insanda bir kanaat oluşturmaktadır. İbn Rüşd de hadislere dayanmayan bu şartlar konusunda aşırıya kaçıldığını düşünmekte olup konuyla ilgili şunları söylemektedir: Tüm bu şartlar, bu konuda fazladan derine inmektir, Allah’ın dini ise kolaylıktır. Birisi şunu da söyleyebilir: Şayet bu şartlar Cuma namazının sıhhati için gerekli olsaydı Resûlullah (s.a.v.)’ın bu konuda sükût edip beyan etmemesi caiz olmazdı. Çünkü Cenâb-ı Allah, “Kitabı sana indirdik ki insanlara nazil olanı kendilerine beyan edesin…”, (Nahl, 16/44.) “Kitabı, insanlara ihtilafa düştükleri şeyi beyan edesin diye sana indirdik…” (Nahl, 16/64.) diye buyurmaktadır. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, I, 160.)
Evet, bir yerde öğle vaktinde, namazdan önce hutbe okunmuş ve imam dışında en az üç kişi veya daha fazla bir sayı ile Cuma namazı kılınmış ise, Hanefilerin dedikleri gibi, zuhr-i ahır kılmaya veya Şafiilerin dedikleri gibi öğle namazını eda etmeye hacet yoktur. Çünkü vakit, hutbe ve cemaatin Cuma namazının şartlarından olduğu konusu fiili sünnete dayanmakta olup üzerine icmâ oluşmuştur. Mezhepler tarafından zikredilen diğer şartlar ise ihtilaflıdır, sahih sünnete dayanmamaktadır ve içtihadidir. Keza 40 kişilik sayı, bir yerde birden fazla cumanın kılınmayacağı konusu gibi şartlar da ya sıkıntıya sebep olmakta veya cumanın terk edilmesine vesile olmaktadır. Doğu şehirlerimizin birçok köyünde de 40 kişilik sayı bulunmadığından Cuma namazı kılınmamaktadır. Van’ın Çatak ilçesinde görev yaparken 40 kişi bulunmayan bazı köylerimizde Cuma namazının kılınmadığını görünce İmam arkadaşlarımızı Hanefi
mezhebine takliden Cuma namazını kıldırması yönünde teşvik ettim ve bu vesileyle daha önce Cuma namazı kılınmayan bazı köylerimizde Cuma namazı kılınmaya başlandı.
Ayrıca Cuma namazını kılmak için fetva bulmuş ve Cuma namazını kılmış isek tekrar öğle namazını kılmaya ne hacet vardır. Şayet Cuma namazının şartlar oluşmamış ise o zaman Cuma namazını kılmak doğru değildir. Çünkü şartlarını taşımayan namaz batıl ve fasittir. Böyle bir namazı kılmak da haramdır. Abdestsiz namaz kılmak nasıl haram ise şartları oluşmayan Cuma namazını kılmak da aynı şekilde haramdır. Şafiî mezhebine mensup ulemanın bir kısmı da bu yönde kanaat belirtmektedir. Biz, herhangi bir mezhebe göre kılınmasına fetva bulunduğu sürece Cuma namazının kılınmasından yanayız, bunu tavsiye ederiz. Zira beş vakit namaz kılmayan birçok kimse Cuma vasıtasıyla en az haftada bir sefer camiye gelmiş olur.
Selam ve dua ile.


YAZIYA YORUM KAT