Kırılganlığın Büyüsü
Hayatta hepimiz için kırılma noktaları vardır.
Benimde oldu elbet.
Lakin öyle müstesna
bir kırılma anı nasip oldu ki.
Şükrüne ömrüm yetmeyecek korkusu,
Kalan ömrüm için beni dinç tutmaya yeter elhamdülillah.
Şu hayatın şu anları varya,
Kendimi çimdiklemem gereken bir an.
Kesin bu anların hayalini kurmuş olmalıyım
bir zaman diye diye
adımlarımı cihat saydığım günlerdi.
Kelimelerden güçlü,
Duygulardan derin
bir yaşanmışlık hikayesi
var ise şayet,
O bir tek
EFENDİMİZ MUHAMMED MUSTAFA'ya aittir...
Hepimizin alıp kalbine koyduğu,
Hasretinin baki olduğu tek duygudur.
Efendimize olan özlem.
Ve işte ben
o kavuşma halinden dem vurmaya geldim.
Evet evet Medine de mutlu bir çocuk gibi uyandığım o günleri satır aralarına nakş etmeye geldim. Seccademi alıp yürüme mesafesinde
fıtı fıtı Ravza'ya gittiğim.
Efendimizin
Huzurunda huzur da olduğum günleri hatırat olarak aktarmaya geldim.
Medine’de yalnız bir çocuk olduğum
Öyle günler oldu ki.
Yeşil kubbenin karşısında
mahşer yerini andıran
o kalabalığın içinde yapayalnızım.
Ne anam ne babam ne yaren,
anadan doğduğum günkü gibi yapayalnız.
Savunmasız.
Dünyasız.
Böylede yaşanması çok güç görünsede
güven doluydu yalnız.
İşte o vakitlerde
Yeşil kubbenin dizinin dibinde
dua çağladı yüreğim.
Şimdilerde ise
hala burnumun direğini sızlatan
bir duygudur.
Kendisine bir hayli yenilmekteyim.
Nasıl güvenli nasıl evim gibi idi.
Tez vakitte yeniden çağır da
gelelim Efendim.
Döndüğümde o kadar çok sorguladımki
Medine'yi Mekke'den çok özlemek edepsizlik sayılır mı acaba diye.
Meğer gidenlerin yüzde bilmem kaçında
bu duygu hasıl olmuş.
O zaman kalbim bir tık daha mutmain oldu.
AH CAN'IM MEDİNE'M
Yıl sonu defterlerinin
yüreğim de tutulduğu gün,
EN SEVGİLİYE KAVUŞTUĞUM GÜN.
Ravza-i Mutahhara'ya bakan odada
kalbimin titrediği gözüme uyku girmediği o gün ömrümde ilk defa güven duygusunun tanımını rahatlıkla yazabilirdim.
Yanımda kimse olmadanda gidebileceğim
gül kokulu bir beldenin büyüsü kapladı Ocağımı.
İşte hayata karşı kırılganlık gösterdiğim,
Medine'den önce
Medineden sonra diye milat sayabileceğim bir dönem başladı.
Yeni yıla
en emsalsiz hazırlanış orada idi.
Helal daire keyfe kafidir
diyen can hocalarımızın
"Neslimizden alimlerin gelmesini
nasip eyle Yarabbim"
diyerek kalbimi titreten yer ise
MEKKE idi.
Hayatımın en müstesna
yılbaşı hazırlığı için
SEVGİLİYLE EN SEVGİLİYE el ele
Bismillahi Allahu Ekber diyerek selam verip
Allah’ın evine konuk olduk.
Büyüklerimizin namaz kılarken
Kâbe'yi hayal et dediği o yerde idik.
Başım dimdik Beytullah’a bakarken namaz kılmak,geldiğimde bir süre namazda yere bakamama sebep olsada
hayatımda çok güzel bir sâdâ bırakmış elhamdülillah.
Regaip kandilinde orada Hacer’ül Esvede selam verirken kalbimdeki o sancıyı unutturmasın Allah. Ne yapsam az kalacak korkusunu şu fani alemde baki kılsın.
İstilam etmek yani Hacer'ül Esved'e yönelip el kaldırıp selam vermek demek. Bir nevi kalbin diliyle şunu fısıldıyoruz: "Rabbim,işte huzurundayım. Nefsani tüm arzularımı,heva ve heveslerimi,geçmiş yüklerimi sana arz ediyorum. Sana olan ahdimi tazeliyorum. Bu taşı değil,temsil ettiği kudreti selamlıyorum." Sen kabul buyur.
"Rabbbimiz! Bizden kabul buyur. Şüphesiz sen,herşeyi işiten ve bilensin."
(Bakara 127)
Ne kadar anlamlı,ne kadar mütevazı bir dua.
Yaptığı şey Kâbe.
Ama Hz.İbrahim'in endişesi hala şu:
"Ya kabul edilmezse?"
Çünkü o biliyor ki,yapılanın büyüklüğü değil. Samimiyeti ve ihlası önemli.
Bizlerde hayatımızda pek çok şey inşa ederiz.
Anne baba rızasıyla yoğrulmuş bir hayat,
Edep ve haya çemberli sevgi saygı işlemeli yuva,makbul ibadetler,Allah'ı hatırlatacak işler..
Lakin en kıymetlisi Allah'ın "kabul ettim" demesi. Bu yüzden, Hz. İbrahim gibi şöyle demek gerek;
"Rabbim... Ben yaptım demiyorum.
Sen kabul ettin mi onu merak ediyorum.
"Tavaf bedenin KÂBEYE,
ruhun RABBE secdesidir."
Rızası için çırpınan kalbin içindekileri
kabul etmesi en büyük arzumuz olarak
oradan döndük.
Ben ELVEDA diyemedim.
Bilakis ELVEFA.
Çünkü vefası olanın vedası olmaz imiş.
Yine davet et geleyim kutlu belde.
Kuran’ı Kerim de Asr suresinde
Rabbbimiz,Asra (zamana) andolsun diyor ya hani.
İnsan ayetlerin hikmetini
döndüğünde daha iyi anlıyor.
Zaman geçse de, o günlerdeki duygular baki.
Hira dağına çıkılacağını duyduğum gün,
Hayatımın en zorlayıcı günüydü.
Sağlık olarak başıma gelmeyen kalmamış.
İmkansız geliyordu. Lakin Ya Hak deyip
o iki kayanın arasında elimin acısından
mahsur kaldığım demde anladım ki.
Sen isteyince,Rahman 'Ol' derse oluyor.
Efendimizin Haticem Haticem
demesinin sebebini
o gece Nur dağına çıkınca anladım.
"Ben Hatice'nin sevgisiyle rızıklandırıldım."
(Müslim,Fedail 75.)
Zamanın ahirinde
kırılma noktası olan bu ziyaret,
o yılların tevazusunu kucaklayıp getirmeyi diletti. Tırnağı olmasa dahi,çaba gösterme arzum dinç tutsun benliğimi.
Tıpkı Sefa ile Merve arasında
Hacer annemizin tırnağı olamayacağımı
bile bile onun gibi çaresiz gidip gelişlerim oldu.
Elim kırık aman dilerken,
Gönlümdeki ateşe de aman dileten yer idi.
Bir hayli özlendi.
Sefa ile Merve de yer yer yaşadığım duygu yoğunluğu.
Dünyaya aldandığım,
Çaresiz sandığım anlar içindi.
Böylesi emsalsiz iç muhasebenin tam yeri ve zamanı olan kutlu beldeye ne yapıp edip gidin.
Gidilmeli.
Ben kırılganlığın büyüsünü yaşatan o kutlu beldeye hasretle yanıp kavruluyorum.
Yeniden davet edileceğim günü bekliyorum.
En has SEVGİLİYE selam ve dua ile...


YAZIYA YORUM KAT