Dünyada Vuku Bulan Haşr-İ Cismani Örnekleri
Cenâb-ı Allah’ın yarattığı her şey, icra ettiği tüm olay ve hadiseler insan kudreti açısından imkân haricidir. Bütün insanlar toplansa bir kedi veya koyunu yahut bir elma ağacını hatta bir elmayı dahi yoktan var edemez ve yaratamazlar. İnsanların, hayvanların, bitkilerin ve tüm varlıkların yaratılışı insan kudreti bakımından olağanüstüdür. Ancak bu şeyler her zaman gözlerimizin önünde birtakım sebepler dâhilinde cereyan ettiğinden bize normal birer tabiat olayı gibi geliyor. Hakiki manada zerreden küreye kadar yaratılan her varlık, Yüce Mevla’nın sonsuz ilim ve kudreti ile yaratılmakta olup insan kudreti bakımından olağanüstüdür.
Ölümden sonraki diriliş ise, dünyada cereyan eden olaylardan farklı olup tabiat şartları bakımından imkân haricidir. Bunun için Cenâb-ı Allah’ın varlığına inanan bazı insanlar ahirete ve ölümden sonraki dirilişe inanmıyorlar. Cahiliye dönemindeki Araplar da Cenâb-ı Allah’ın varlığına inandıkları halde ölümden sonraki dirilişe inanmıyorlardı. Bir âyeti kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Şayet onlara semaları ve yeri kim yarattı diye sorarsan, onlar Allah yarattı derler…” (Lokman, 31/25). Ölümden sonraki diriliş tabiat şartları bakımından çok zor bir olay olduğundan müşrikler en fazla buna tepki gösteriyor, ölüp çürüyen ve toprak olan bir insanın tekrar dirilmesini asla kabullenemiyor ve kafalarına sığdıramıyorlardı. Bir gün Übey b. Halef elinde çürümüş bir kemik ile Resûlullah (s.a.v.)’ın yanına gelir. Kemiği elinde ufatıp havaya savurur ve şöyle der: Ey Muhammed, sen Allah’ın bunu dirilteceğini mi savunuyorsun? Resûlullah (s.a.v.), “Evet, Allah seni öldürür, sonra diriltir, sonra da cehenneme gönderir” diye karşılık verir. (İbn Kesir, s. 1577) Bu olay üzerine, “Kendi yaratılışını unutup bize örnek getirmeye kalkışır ve Çürümüş kemikleri kim diriltir, der. De ki: Onları ilk yaratan tekrar diriltecektir…” (Yasin, 36/78-79.) âyeti nazil olur.
Ölümden sonraki dirilişe inanmamanın en önemli nedeni, insanların Cenâb-ı Allah’ı insan gibi düşünmesi ve her şeyi tabiat şartları dâhilinde değerlendirmesidir. Oysa Cenâb-ı Allah’ın ilmi ve kudreti sonsuz olup O’nun için sebeplere ihtiyaç yoktur. Cenâb-ı Allah, sebepler dâhilinde yarattığı gibi sebepsiz de yaratır. O’nun izni olmadan sebeplerin etkisini gösterme imkânı da söz konusu değildir. Bu konuya dikkat çekmek amacıyla Kur'ân’da olağanüstü birçok olay ve hadise zikredilmektedir. Ateşin Hz. İbrahim’i yakamaması (Enbiya, 21/69) ve Hz. İsa’nın babasız dünyaya gelmesi bunun için birer örnektir. (Meryem Suresi, 16-23)
Ölümden sonraki dirilme yani haşr-i cismani tabiat şartlarının çok çok üstünde bir hadise olduğundan Cenâb-ı Allah sık sık bazı deliller zikrederek haşr-i cismaninin imkân dâhilinde olduğunu ve mutlaka vaki olacağını haber vermektedir.
Bu anlamdaki âyetlerden iki örnek zikredip asıl konumuza geçeriz. Bir âyeti kerimede şöyle buyrulmaktadır: “O (Allah) öyle biridir ki rahmetinden önce müjdeci olarak rüzgârları gönderir, nihayet onlar ağır bulutu taşıyınca onu ölü bir beldeye sevk ederiz. Onunla suyu indirir, o su ile her türlü meyveleri çıkarırız. Ölüleri de işte bu şekilde dirilteceğiz…” (Araf, 7/57), Dediler ki; biz kemik ve toprak olduktan sonra tekrar dirilecek miyiz? De ki: İster taş olun, ister demir olun veya kalplerinizde daha büyük olan bir şey olun. Onlar diyecekler ki kim tekrar bizi diriltecektir. De ki; sizi ilk yaratan sizi tekrar diriltecektir… (İsrâ, 17/49-51.)
Daha önce de ifade edildiği gibi Cenâb-ı Allah, Kur'ân’da sık sık bazı deliller zikredip haşr-i cismaninin mümkün olduğunu ve mutlaka vaki olacağını haber vermektedir. Kur'ân’da ayrıca bazı insanların ölüp tekrar dünyada ihya edildiklerinden de haber verilmektedir. Bu konuda Kur'ân’da beş ayrı olay anlatılmaktadır. Bu beş olaydan ikisi İsrail Oğullarıyla ilgilidir. Bunlar ölmüş ve hemen dirilmişlerdir. Bu nedenle ahiretteki haşre fazla benzemiyorlar. Diğer üç tanesi ise ahiretteki haşrin/dirilmenin aynısı olup dünyadaki örnekleridir. Bu nedenle bu üç olayı anlatmaya çalışacağız.
Bu olaylardan biri bir topluluk yani bir belde halkıyla ilgilidir. Bunlar ölümden kaçmış ancak onların kaçışı Cenâb-ı Allah’ın hoşuna gitmemiş olmalıdır ki onların hepsini ayni anda öldürmüştür. Bu olaya âyette şöyle dikkat çekilmektedir: “Kendileri binlerce kişi olup ölüm korkusuyla diyarlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara ölün, dedi, sonra onları diriltti. Allah’ın insanlar üzerindeki ihsanı çoktur, ancak insanların çoğu şükretmezler.” (Bakara, 2/243)
Bu olayla ilgili iki rivayet bulunmaktadır. Birçok kimse tarafından nakledilen rivayette şöyle denilmektedir: Bir beldenin havası temiz değildi, halkın içinde de veba hastalığı çıkmıştı. Onlar bu vebadan sağ kurtulmak amacıyla kendi yurdundan çıkıp havası temiz olan bir vadiye gidip oraya yerleştiler. Çok olduklarından vadiyi baştan aşağıya doldurdular. Ölümden kaçtıklarından dolayı Cenâb-ı Allah, biri vadinin yukarı kısmında biri de aşağı kısmında olmak üzere iki melek gönderdi. Bu melekler yüksek sesle onların üzerinde bağırdılar, bu sayhadan korkup hepsi aynı anda öldüler. Bunlar bir hazirede defnedildiler. Bir zaman sonra kemikleri dahi çürüdü. Uzun bir zaman sonra İsrail oğullarından Hazkil adında bir peygamber oraya uğradı. Hazkil Cenâb-ı Allah’ın kendi vasıtasıyla bu adamları ihya etmesini diledi. Cenâb-ı Allah da onun duasını kabul etti ve Hazkil’e onların dirilmeleri için kemiklere seslenmesini emretti. Hazkil, ey çürümüş kemikler, Allah birleşmenizi emreder, diye seslendi. Bunun üzerine her insanın kemikleri eskisi gibi oluverdi ve birleştiler. Hazkil Allah’ın emriyle bu sefer kemiklere şöyle seslendi: Ey kemikler, Allah, etinizi, damarlarınızı ve derilerinizi giyinmenizi emreder, dedi. Bunun üzerine kemiklere et giydirildi. Hazkil sonra Allah’ın emriyle şöyle seslendi: Ey ruhlar, her ruh gelip cesedini girsin, dedi ve her ruh gelip cesedine girdi, onlar da uzun bir ölümden sonra dirilip kalktılar. Onlar kalkınca şöyle diyorlardı:
سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا وَبِحَمْدِكَ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ
(İbn Kesir, I/161)
İkinci kıssa Cenâb-ı Allah tarafından vefat ettirilip 100 sene sonra diriltilen bir adamın kıssasıdır. Ba adamın kim olduğu konusunda farklı rivayetler bulunmaktadır. Hz. Üzeyr olduğu söylenen rivayet daha sahih gözükmektedir. Buhtunnasr, Kudüs’ü yakıp yıktın sonra bir gün Üzeyr oraya uğramış, şehir halkının öldürülüp yok edildiğini, evlerin tavan ve duvarlarının zemin üzerine yıkıldığını, şehrin bom boş ve harabe bir belde olduğunu görmüş, bu manzaradan büyük bir üzüntü duymuş, bir süre tefekkür etmiş ve nihayet Allah tekrar burayı nasıl ihya edip eskisi gibi yapacağını söylemişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, hem kudretini kendisine göstermek hem de onu insanlara bir âyet yapmak maksadıyla onu öldürdü, 100 sene sonra diriltti. Bu kıssa âyette şöyle anlatılmaktadır: “Veya o kimse gibi ki çardakları üzerine yıkılan bir köye uğradı da ölümünden sonra Allah bunu nasıl diriltir, dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl (ölü olarak bıraktı) sonra da onu diriltti ve sen (ölü olarak) ne kadar kaldın? dedi. Adam bir gün veya yarım gün kaldım, dedi. Allah, hayır aksine yüz yıl kaldın dedi. Yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamıştır, eşeğine de bak, işte seni insanlar için bir âyet kılalım diye (seni öldürüp tekrar dirilttik) Kemiklere de bak, nasıl onları ihya eder sonra da onlara et giydiririz. Ona durum iyice belli olunca Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilirim, dedi. (Bakara, 2/259)
İbn Kesir âyetin tefsirinde şunları söyler: Âyette zikredilen karyeden maksat Kudüs’tür. Burası daha önce mamur bir köy idi. Buhtunnasr tarafından halkı öldürüldü, evleri de yıkıldı ve şehir adeta harabe oldu. Üzeyir oraya uğrayınca bir süre tefekkür etti, sonra Allah bunu nasıl ihya edip önceki ihtişamına kavuşturur, dedi. Bunun üzerine Allah onu öldürdü, yüz sene ölü kaldı, sonra Allah kendisini diriltti ve kendisine sen ne kadar kaldın? dedi. Adam sabah vaktinde ölmüştü, akşama doğru dirilince aynı günün akşamı olduğunu sandı ve bir gün veya yarım gün, dedi. Cenâb-ı Allah, onu ihya ederken ilk olarak gözlerini ihya etti ki bedeninin nasıl ihya olacağına baksın. Onunla birlikte eşeği de ölmüştü. Cenâb-ı Allah onun gözlerinin önünde eşeğini de ihya etti, o da bunu görüp ölülerin nasıl ihya edileceği konusu kendisine ayan beyan belli olunca, bilirim ki Allah her şeye kadirdir, dedi. (İbn Kesir, I/688)
Üçüncü kıssa Hz. İbrahim’in kuşlarının olayıdır. Hz. İbrahim Hz. Muhammed’den sonra en büyük peygamberdir. Cenâb-ı Allah’ın varlığı ve birliğiyle ahiret hayatı konusunda şüphesinin olması imkân dâhilinde değildir, fakat o, ilmelyakin olarak inandığı bir hususun aynelyakin olmasını dilemişti. (Bağavî, I/322) Bunun için Cenâb-ı Allah’tan ölüleri nasıl dirilteceğini kendisine göstermesini istemiş, Cenâb-ı Allah da onun bu talebini kabul etmiş ve ölüleri nasıl dirilteceğini apaçık bir şekilde kendisine göstermişti. Bu olay âyette şöyle anlatılmaktadır:
İbrahim’in, Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster, dediğini hatırla. Allah, buna iman etmedin mi? dedi. İbrahim evet, iman ettim, ancak kalbim mutmain olsun diye (bunu istiyorum) dedi. Allah kuşlardan dört tane al, onları kendine alıştır, sonra her dağın başını bir parça koy, sonra da onları çağır, onların koşarak sana geleceğini (görürsün) dedi…” (Bakara, 2/260)
Hz. İbn Abbas bu âyetin tefsirinde şunları anlatıyor: Hz. İbrahim Cenâb-ı Allah’ın emriyle dört tane kuş aldı, bunları kesti, tüylerini yoldu, etlerini barçalara ayırarak birbirine karıştırdı, başlarını keserek yanında bıraktı sonra karıştırdığı etlerinden dört veya yedi ayrı dağın başına bir miktar koydu. Sonra onları çağırdı. Kuşların etleri gelip birleşti, tüyleri kendilerine yapıştı ve her kuş, yerden hızlı bir şekilde koşarak gelip kendi başına yapıştı ve işte böylece hepsi yeniden dirildi. (İbn Kesir, I/690).
Evet, ilmi ve kudreti sonsuz, kâinatı yoktan var eden, insanı ve her şeyi yaratan, yaratması için esbaba ihtiyaç duymayan Cenâb-ı Allah için ölüleri tekrar diriltmek çok basit ve çok kolaydır. Bir âyeti kerimede bu hususa şöyle dikkat çekilmektedir. “Sizin (ilk) yaratılmanız ve tekrar diriltilmeniz ancak bir nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah duyan ve görendir.” (Lokman, 31/28) Evet, adeta uçsuz ve bucaksız olan kâinatı yaratan Yüce Allah, ölen insanı tekrar diriltmeye elbette ki kadirdir. Bir âyeti kerimede “Semaların ve yerin yaratılması insanları (tekrar) yaratmaktan daha büyüktür, ancak insanların çoğu (bunu) bilmezler” (Mümin, 40/57) buyrularak bu hususa dikkat çekilmektedir. Yüce Mevla bizleri şek ve şüphesiz bir şekilde Cenâb-ı Allah’ın varlığına, birliğine ve ahirete iman edenlerden eylesin.
Selam ve dua ile.


YAZIYA YORUM KAT