Yazdığım yazıların büyük kısmı ilmi ve fikri yazılardır. Güncele dair fazlaca yazı yazmadım. Fakat geçen gün Ardahan şimdi eski valisi Mehmet Fatih Çiçeklinin medyaya yansıyan ve Ankara’ya kadar giderek valinin görevden alınmasıyla sonuçlanan haberini görünce bu konuda bürokraside uzun süre çalışmış birisi olarak gözlemlerimin kayıtlara geçmesini istedim. Birlikte çalıştığım bazı bürokratlar İlahiyat Fakültesinde Tasavvuf dersimizin hocası Yunus Kaya’nın “Çocuklar oturduğunuz koltuğa şeref veriniz. Yoksa koltuktan kalktığınızda şerefiniz gidiyorsa koltuktan şeref alıyorsunuz” dediği gibi oturduğu koltuktan şeref alanlar olduğu gibi koltuğa şeref verenler de var. Hatta bazen bazı insanlar koltuklardan kalkarak veya oturmayarak yükselir.
Diyanet İşleri Başkanlığında göreve başlarken yemek yerken dikkat edeceğimiz kurallardan (Tabii ki inancımızdan taviz vermeden) giyeceğimiz çoraba, saçımıza, sakalımıza kadar dikkat etmemiz gereken kendi yaşadıkları tecrübeleri aktarırlardı. Mensubu bulunduğumuz kurumu iyi temsil etmemiz gerektiğini üstümüz veya astımızın bizi ziyarete geldiğinde nasıl karşılayacağımıza, bürokrat eşlerine (Bir ara Kaymakam Beyin makamında bir ziyaretçi Kaymakamın eşiyle ilgili “Hanımefendi” yerine “Yenge” dediğinde Kaymakam Bey “Nereden yengeniz oluyor” diyerek azarlamıştı. Bir başka personel Kaymakama, “Efendim! Hizmetlerinizi takdir ediyoruz” dediğinde kaymakam “Memur amirini takdir etmez teşekkür eder) nasıl hitap edeceğimize kadar o dönemde araştırma APK “Araştırma Planlama Koordinasyon Daire Başkanlığı yapan “Yönetim Sanatı” (halen istifade ettiğim) kitabının da müellifi Nihat Aytürk tarafından bilgilendirildik. Nihat Aytürk’ün verdiği bilgiler sadece teorik bilgiler değil taşrada karşılaşacağımız pratik bilgilerdi.
Antalya Hacı Mehmet Gebizli Eğitim Merkezinde geçirdiğimiz yaklaşık yedi aylık eğitimin akabinde ilk defa Hakkâri ili Çukurca ilçesine müftü olarak atandığımda eğitim merkezinde anlatılan bilgiler "Olacak O Kadar" komedi jenerik müziğinde geçen "Tam yerine rast geldi manzara koyduk" dediği gibi lazım oldu. Hakkâri Çukurca ilçesi Ankara Çankaya gibi değildi elbette. Yirmi beş yaşında atandığım ilçe müftülüğüne yörenin sosyal ilişkilerinde, kıyafet seçiminde, personel yönetiminde, bölgenin sosyolojik yapısını dikkat almak gerekirdi.
Göreve başlamadan önce ilin veya ilçenin en yüksek bürokratlarını değişik vesilelerle ziyaret etmem gerekiyordu. Bu görüşmelerde değişik kademelerdeki bürokratların bilgisi, ciddiyeti ve bürokratik tecrübeleri ilk defa bürokrasiye katılmış birisi olarak beni etkilemişti. Bu bilgiler bazıları için anlamsız gelebilir. Camide normal seyreden hayatın akışına uyalım gitsin diyen de çıkabilir. Fakat hayat çok denklemli, tekdüze değildir. Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçeklinin Ardahan’a turizme katkı sağlama, gençlerle bütünleşme adına “İyi niyetle” bisiklete binerken giydiği (tayt değil) “Bisiklet şortu” bize görevli bulunduğumuz bölgenin kültürel, dini, mezhebi, coğrafi şartlarını dikkate almamız gerektiğini anlatıyor. Vali Bey aynı kıyafeti fonksiyonel rahatlık ve uygunluğundan dolayı Marmaris’te giyse yakışır. Fakat zat-ı âlileri yöneticilik yaptığı kültürel ve sosyal konsepti dikkate almayarak iyi niyetle “Ben sporu laf olsun, görüntü olsun, imaj olsun diye yapan birisi değilim. İstanbul’da kürek çektim, Marmara’da ve Ege’de yelken yaptım, Ankara’da ve Karaburun’da bisiklet sürdüm. Bundan sonra daha çok spor yapacağım” diyerek hâlen sosyolojik analizden uzak yaklaşımla Sokrates’i aratmayacak üslupta savunma yapıyor. Konuşmasının devamında “Hafta içinde normal mesaimizde bu kıyafetle dolaşmıyoruz, dolaşmayız. Hafta sonu çok erken saatlerde bu sporu yaparız. Sporu spor kıyafetiyle yapıyoruz. Sporu görüntü vermek ya da kişisel imaj oluşturmak amacıyla yapmadığını” söyleyen Çiçekli, bundan sonraki planının sorulması üzerine, “Pedal çevirmeye devam” yanıtını verdi. Halbuki ideal olanla reel/gerçek olan farklıdır. Nida Tüfekçi’nin “Dersini almış da ediyor ezber. Bu dert beni iflah etmez del'eyler?” gönül diline kulak vermeliydi.
Vali Beyin anatomik hatlarını gösteren “Bisiklet şortlu” (Profesyonel sporculara mahsus) fotoğrafını bir görsel fotoğraf analistine incelettirseydi sanırım aynı ifadeleri kullanmazdı. Yukarıda ifade edildiği gibi bu kıyafet bir vali için İzmir Çeşme’de normal karşılanırken Ardahan’da absürt kabul edilebilir edildi de… Halk yöneticisini “Sınıf atlamış” gibi davranan değil kendisi gibi olanını daha yakın hisseder. Zaman zaman bazı siyasiler Elâzığ yöresiyle özdeşleşen her köşesinin yiğitlik ve ahlaki erdemleri temsil eden sekiz köşeli kasketi “Gerinerek” ve sırıtarak takmaları insanlarla aynı değerleri temsil ettiklerini siyaseten göstermek içindir.
Mesela ters mantıkla şunu soralım; Bir bayan kaymakam veya valinin “Mini etekli” şehir turu veya esnaf ziyaretinde bulunduğunu düşünebilir misiniz? Kesinlikle hayır! Vali Beye danışmanlık yapan (Varsa, genellikle valiler kimseye danışmazlar) bu konuda ikaz etmeliydi. Fakat ne yazık ki bürokraside eleştiri eksikliğinden dolayı yönetici “Ne yaparsa yapsın her zaman doğrudur” anlayışı var. Mülkiye müfettişi mülki amirler seminerinde şöyle der: “Sayın vali ve kaymakamlar! Bir çoğumuz Siyasal Bilgiler Fakültesini emek vererek bitiriyoruz. Fakat bilgilerin eskimesi, buharlaşması veya bilginin son kullanma tarihinin geçmesiyle lise mezunu olarak emekli oluyoruz. Çünkü değişen ve gelişen dünyada bilgimize yeni bilgiler eklemeyip sadece eskiyle yetiniyoruz. Bu yüzden yöneticisi olduğumuz toplumun gerisinde kalıyoruz.” Benim de geçmiş yıllarda gözlemlediğim bazı yöneticilerin yaptıkları konuşmalarda özellikle “İnkılap” gibi Osmanlıca kavramların telaffuzundaki bariz hataları halen hatırlıyorum.
Ardahan eski valisi Mehmet Fatih Çiçekli yaptıklarının “Kabul edilebilirliği” için eski efsane valilerden Recep Yazıcıoğlu’nu örnek göstermektedir. Halk içinde halktan birisi olan hâlen sıra dışı ve farklı icraatlarıyla anılan Rahmetli Recep Yazıcıoğlu sıra dışı yönetim anlayışı, halkla kurduğu yakın bağ ve bürokrasiyi azaltmaya yönelik pratik çözümleriyle tanındı. Klasik makam anlayışını reddederek protokol kurallarını esnetmiş, halkın sorunlarıyla birebir ilgilenirdi. Denetim için kılık değiştirip hastane aciline gider ve hizmeti aksatan personellere yerinde müdahale ederdi. Eğitime büyük önem verirdi "Çocuk okula gelmiyorsa, okul çocuğun ayağına gitmelidir" felsefesiyle kırsal bölgelerde okullaşma oranlarını artırdı. İcraatlarıyla gerçekten efsane ve süper valiydi. Az valiye nasip olan adına çekilen filmde de bunu görmek mümkündür. (https://tr.wikipedia.org ) Recep Yazıcıoğlu şöyle derdi: “Farklılıkları zenginlik kabul etmiyoruz. Ve devlet, sistem; ideoloji üretiyor. İdeoloji üreten sistemler demokratik sistemler değil, faşist sistemlerdir. Devletin görevi ideoloji üretmek değildir. İdeoloji, kişilerin, grupların, sivil toplumun tercihidir. Devlet hakemdir, devlet teknik devlettir. Devlet hizmet üretir.” Erzincan valisiyken müftülük binasının açılışına katılmış vali Yazıcıoğlu’nun coşkulu ve insanı örseleyen dikkate almayan bürokratik sistemi eleştirel konuşmasını dinleme imkânı bulmuştum. Farklı fikirlerinin derlendiği, bugün bile güncelliğini koruyan “Bu Sistem Değişmeli” kitapçığındaki icraatlarıyla ilgili akademik çalışmalar yapılan örneği az bulunan birçok bürokrat, vali ve kaymakamın ilham kaynağıydı. Allah rahmet eylesin.
Geçen gün bir doğu vilayetimizde ilin yüzlerce problemi arasında bir ilin valisi çocuk parkında şaklabanlık ve palyaçoluk yapıyor. Özellikle çocukları sevindirelim anlamında çocukların ellerini öpmesi tam bir garabettir. Anadolu irfanında geçtiği üzere "O tarakta bezi olmayan" çocuklar kendisinden yaşlı olan birisinin elini öpmesine anlam vermediği gibi bunu bir sevgi belirtisi olarak görmez. Çocuklara oyuncak verilebilir fakat ellerini öpme garabetinden kaçınmak gerekir.
Hayatın herhangi bir yerinde herhangi bir anındaki davranışlar arasında paralellik kurmak için bu toprakların ruhunu taşımayan Amerikalı diplomatın giydiği kıyafeti görünce yönetimin sadece bir iş değil aynı zamanda değerli bir sanat olduğunu anladım.
Amerika’lı Diplomat Erbil’de Nasıl Giyindi?
Amerika Birleşik Devletleri Erbil Eski Diplomatı Rob Waller
Orta Doğu siyasetini kumar masası gibi yöneten Amerika Birleşik Devletleri “Güvenilir” müttefik bulmadığından Kürtleri Mahabad Cumhuriyeti kurulması dahil sürekli yalnız bıraktı. Fakat sembolik jest ve siyaset gereği de olsa iyi düşünülerek Erbil’deki görevini devreden ABD’li diplomat Rob Waller’in, sosyal medyadan yayınladığı veda mesajında bölgesel sarık/puşi, şal û şepik/peşmerge kıyafeti ile çekilmiş fotoğrafını paylaşarak “Kürtler iki dosta bel bağlayabilir, biri dağlar diğeri de ABD” dedi. Hem bu sözlerde hem de yukarıda giydiği kıyafetinde diplomat Rob Waller’in “Siyaseten” ve konjonktürel olarak yaptığı açıktır. Batılı diplomatlar görev yaptıkları bölgelerin dinleri, mezhepleri, dilleri ve de kültürleri hakkında eğitim alırlar. Görevli olarak gittikleri ülkelerin dillerini bilmemeleri nadirdir.
Türkiye’de görev yapanlar genellikle Türkçe bilir ve konuşurlar. Müslümanların bu eksiği halen telafi edilmedi. Geçmiş tarihlerde İsrail’de görev yapan bir Türk diplomatının bir toplantıda İbranice bilmediği için zorluk çektiği sosyal medyaya yansımıştı.
Batılı diplomat ve bürokratlar görev yaptıkları ülkelerin tarih, kültür, mezhep, din, dil, kıyafet ve mutfak kültürleri konusunda "Yarım elma, gönül alma kabilinden" değil ciddi bir eğitim alıyorlar. Bu da onları geniş vizyon sahibi yapıyor. Mesela: Osmanlı tarihçisi Hammer, Joseph Freiherr 1799’da İstanbul’a diplomatik görevle tercüman olarak gönderilir. Bu sürede Osmanlı toplumunu tanır. İstanbul ve Boğazlar üzerine kaleme aldığı iki ciltlik rehberi yazar. Bâkî divanını kısmen çevirip bastırır. Hammer’in Osmanlı Tarihi Türkçe’ye “Devlet-i Osmâniyye Târihi”, I-X olarak tercüme edilir. Bu eser halen aşılamamıştır. Osmanlı seyahatnamelerini Avrupa’ya ilk tanıtan tarihçi yine Hammer olmuş. Evliya Çelebi Seyahatnamesinin İstanbul’dan bahseden ilk cildi ile II. cildinin bir kısmını İngilizce’ye çevirmiş. (Ortaylı, İlber, “Hammer-Purgstall, Joseph Freiherr von”, DİA, XV, 491) Kısa bir resmi görevine tarihi aşan çalışmalarla imza atmıştır. ("Cinsiyete Anlam Yükleme" yazımın devamını daha sonra inşaallah yayınlarım)