Burada şunu ifade edelim ki İslâm’da serbest piyasa esastır. Zira devletin her şeye, her konuya müdahale etmesi birtakım sıkıntılara sebep olabilir. Alan da satan da memnun veya çalışan da çalıştıran da memnun olup aradaki iş ve muamele karşılıklı gönül hoşluğuna dayalı ise üçüncü kişilerin veya devletin araya girip müdahale etmesi gereksiz ve lüzumsuzdur. Bu nedenle klasik dönemde karın tokluğu (Malik b. Enes, el-Müdevvene, III/478) veya karın tokluğu ve giyilecek elbiseler karşılığında insan çalıştırmanın caiz olduğuna dair birçok âlim tarafından fetva verilmiştir. (Ebû Fadl Salih, Mesâilü İmam Ahmed, III/215.)
Sanayi devrimi öncesi dönemlerde insanların kahir ekseriyeti köy hayatında yaşayıp hayvancılık veya tarımsal alanlarda çalışıyordu. Ticarî alanda da insanların çoğu işlerini kendisi ve aile bireyleriyle yapıyordu. Bu gibi ortamlarda tabii olarak insanların kahir ekseriyeti kendiişlerinde çalışıyordu. Daima başkasının işinde çalışanlar nadir idi. Bu nedenle o dönemde günlük yevmiye veya aylık asgari ücreti belirleme zarureti hâsıl olmamış, bu konuda herhangi bir ücret belirlenmemiş ve insanlar asgari ücret diye bir kavrama tanık olmamıştır.
Sanayi devrimi sonrasında teknolojinin yaygınlaşmasına bağlı olarak onlarca hatta yüzlerce işçi istihdam eden fabrikalar kurulmuş, büyük marketler ve işyerleri açılmıştır. Keza iktisadi hayat gelişerek birçok alanda işçi istihdamına ihtiyaç hâsıl olmuş ve her ülkede milyonlarca hatta onlarca milyon insan asgari ücretle çalışır hale gelmiş, fiilen de çalışmaktadır. Bu insanların bir kısmı uzun süre bir kısmı da hayatı boyunca başkasının işinde çalışmaktadır. Bu nedenle başkasının işinde çalışanların hakkını korumak, istismarın önüne geçmek için bir aylık asgari ücretin belirlenmesine ihtiyaç hâsıl olmuş ve her ülkede asgari ücreti belirlemek için komisyonlar oluşturulmuştur. Bu komisyonlar her yıl toplanarak enflasyon oranına göre asgari ücreti belirlemektedir. Ülkemizde asgari ücret komisyonu işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşmaktadır. Asgari ücret komisyonu 2026 yılı için asgari ücreti 28.075, 50 TL olarak belirlemiş bulunmaktadır.
Çalıştırılan işçinin hakkı söz konusu olduğundan asgari ücretin fıkhi boyutu da söz konusudur. Asgari ücretle hangi şartlarda işçi çalıştırmak caiz, hangi şartlarda caiz değildir. Diğer bir ifadeyle işçiye asgari ücret vermekle kişi çalıştırdığı işçinin hakkından kurtulmuş olur mu veya işçiye iktisadi ortamın şartlarına göre kendisiyle asgari düzeyde geçimini sağlayacak bir miktar ücret ödemek mi gereklidir?
Asgari ücretin miktarıyla ilgili açık herhangi bir nas yani âyet veya hadis bulunmamaktadır. Zaten ahkâmla ilgili âyet ve hadisler sınırlı olup ekseriyetle vahi sürecinde yaygın olarak bulunan konularla ilgilidir. Bunun dışında İslâm birtakım genel kaide ve kurallar vaz etmiştir ki bir kısım ahkâm bunlardan istihraç edilmiştir. Örneğin vasıfları belli olmayan bir eşyanın veya çerçevesi belli olmadığından sonradan münazaaya sebep olan satışlar hadislerde neh edilmiştir. Bununla birlikte İslâm vahi sürecinde bulunmayan veya ender olan konularda susmuş, ahkâm vaz etmemiştir.
İslâm’ın birçok konuda susup ahkâmı vaz etmemiş olması, Karâdâvî’nin de belirttiği gibi, ümmete kolaylık sağlamak, müçtehitlere ve devlet başkanlarına alan bırakmak içindir. Dolayısıyla hakkında nas olmayan bir meselenin hükmü ya kıyas ile veya dinin genel kuralları esas alınarak belirlenir. Asgari ücretle ilgili kesin bir hüküm olmadığından dinin genel esasları ve bazı hadislerden yola çıkılarak bir hüküm belirlenebilir. Biz de burada bazı hadislerden yola çıkarak bir kanaat belirtmeye çalışacağız.
Konuyla ilgili öncelikle şunu ifade etmemiz gerekir ki piyasa normal olup asgari ücretle dört kişilik bir aile normal olarak geçimini sağlayabiliyorsa sıkıntı yoktur, bu gibi ortamlarda asgari ücretle işçi çalıştırmak caizdir, asgari ücretle işçi çalıştıran kimse de vebal altında kalmaz. Ancak enflasyonun yüksek, asgari ücretin düşük olduğu ve asgari ücretle dört kişilik bir ailenin normal şartlarda geçimini sağlayamadığı ortamlarda asgari ücretle işçi çalıştırmanın caiz oluşu tartışılabilir.
Asgari ücretle ilgili nas bulunmamakla birlikte bazı hadislerden yola çıkarak asgari ücretle işçi çalıştırmanın caiz olup olmadığı konusunda görüş belirtmek mümkündür. Bu hadislerden iki tanesi Resûlullah (s.a.v.)’ın kölelerin haklarıyla ilgili buyurduğu hadislerdir. Bir hadiste Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Yediğinizden onlara da yedirin, giydiğinizden onlara da giydirin, güçlerinden fazla onlara iş yaptırmayın, şayet böyle yaparsanız onlara yardım edin…” (San’ânî, el-Musannef, IX/181.) Diğer bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: “Kölelerinizin hakkına dikkat edin, kölelerinizin hakkına dikkat edin, yediğinizden onlara da yedirin giydiğinizden onlara da giydirin…” (San’ânî, el-Musannef, IX/440.)
Bu hadislerle ilgili bir yorum yapacak olursak şunlar söylenebilir: İşçi çalıştıran bir insan kendisine öyle bir maaş vermelidir ki işçi normal şartlarda geçimini sağlayabilsin. En azından kendisine ve aile efradına orta kalitede elbise alabilsin, aile efradına zaman zaman meyve sebze ve et alabilsin. Zira Resûlullah (s.a.v.) hadiste efendilerin yediklerinden kölelerine de yedirmelerini giydiklerinden kölelerine de giydirmelerini emretmektedir. Buna göre patron lüks bir hayat yaşayıp verdiği ücretle çalıştırdığı işçisi perişan bir hayat yaşıyorsa bu husus bu hadislere ters düşmektedir.
Bu konuda delil olabileceği diğer bir hadis Resûlullah (s.a.v.)’ın devlet işinde çalıştırılan kimselerle ilgili buyurduğu hadistir. Resûlullah (s.a.v.) devlet işinde çalıştırılıp kendisine belli bir ücret takdir edilmeyenlerle ilgili şöyle buyurmaktadır: “Kimi çalıştırırsak şayet eşi yoksa bir kadın ile evlensin, kimin hizmetçisi yoksa kendisine bir hizmetçi edinsin, kimin evi yoksa kendisine bir ev edinsin.” (es-Sadruşşehid, Şerhu Edebi’l-Kadî, II/20.) Buna göre asgari ücretle çalıştırılan bir kimse aldığı ücretle normal şartlarda geçimini sağlayabilmeli, ilaveten bekâr ise evlenebilmeli, evi yoksa kendisine bir ev hatta bir araba alabilmelidir. Zira bunlar asli ihtiyaçlardandır. Bir insan daima ve hayatı boyunca çalışıp asgari şartlarda geçimini temin edemiyor, kendisine bir ev ve araba alamıyorsa demek ki ücreti tam olarak verilmiyor. Başkasını çalıştırıp tam manasıyla ücretini ödemeyen bir kimse de elbette ki kul hakkına girip vebal altında kalacaktır.
Bu konuya delil olabilecek diğer bir hadis iman ile ilgilidir. Hz. Enes’in rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Sizden biri kendisi için istediğini kardeşi için de istemediği sürece (kâmil manada) mümin olmaz.” (Buhârî, İman.) Hadiste ifade edilen şey sadece vicdan ile ilgili değildir, fiiliyatta da geçerlidir. Kamil bir mümin başkasının kendisine nasıl muamele etmesini istiyorsa kendisi de insanlara öyle muamele etmelidir. Burada örneğin ayda 200 bin TL kazanan bir iş sahibinin kazandığının yarısını işçisine vermesini kastetmek istemiyoruz, ancak çalıştırdığımız bir insanın bizim gibi bir insan olup eşi ve çocuklarının bulunduğunu, şeref ve haysiyet sahibi olduğunu, yemesi, içmesi ve giymesinin gerekli olduğunu unutmamalıyız.
Netice itibariyle şunlar söylenebilir:
Birincisi, devlet asgari ücreti belirlerken ekonomik şartları dikkate alıp dört kişilik bir ailenin kendisiyle ortalama olarak geçineceği bir miktar olarak belirlemelidir.
İkincisi, işçi çalıştıran bir Müslüman kendisini asgari ücretle sınırlandırmamalı, imkânları ölçüsünde çalıştırdığı kimseye asgari şartlarda maişetini temin edecek bir ücret vermelidir. Aksi takdirde kul hakkına girip vebal altında kalacaktır. Zira çaresiz olmayan bir kimse başkasının işinde çalışmaz, asgari ücretle hiç çalışmaz. Evet, İslâm’da pazarlık vardır ve caizdir, ancak fırsatçılık haramdır. Bu nedenle Müslüman bir kimse, yaptığı bir işte fırsatçılık yapıp yapmadığına dikkat etmelidir.
Üçüncüsü, devletin asgari ücreti belirlemesi kişiyi uhrevi sorumluluktan çıkarmaz. Zira devletin hem işçinin hem de işverenin hakkını gözetleyerek asgari ücreti belirlemesi gerekirken, devlet enflasyon yükselmesin diye çoğunlukla asgari ücreti düşük tutmaktadır. Bazen de işverenler devlete baskı yaparak asgari ücretin düşük olmasını sağlayabilirler.
Daha önce de ifade ettiğimiz gibi asgari ücretle dört kişilik bir ailenin normal şartlarda geçinebileceği zaman ve ortamlarda asgari ücretle insan çalıştırmak caizdir, ancak asgari ücretin asgari düzeyde dört kişilik bir aileyi geçindiremediği zaman ve ortamlarda asgari ücretle işçi çalıştırmanın caiz oluşu tartışmalı bir husustur. Açlık sınırının 29.828 TL olduğu 2026 yılında 28.075,50 TL olan asgari ücretle insan çalıştırmanın caiz olduğunu söylemek isabetli ve doğru bir yaklaşım değildir. Biz bu şartlarda asgari ücretle işçi çalıştırmanın caiz olmadığını düşünmekteyiz. Zira bu şartlarda asgari ücretle dört kişilik bir ailenin geçinmesi oldukça zor, hatta imkânsız gibi bir şeydir. Bu nedenle Müslüman kimse asgari ücrete sığınmamalı, empati yapmalı yani kendisini çalıştırdığı kimsenin yerine koymalı ve çalıştırdığı kimselere insanca yaşayabileceği bir ücreti vermelidir. Biraz önce zikrettiğimiz “Kişi kendisine istediğini başkasına da istemediği sürece mümin olmaz.” hadisi bunu gerektirir, insaf ve vicdan da bunu gerektirir.
Selam ve dua ile.