03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm

Namaz Vakti

banner_yatsi.20100907204645.jpg

NAMAZ NASIL KILINIR (Resimli)

Namzaz kılınışını öğrene bilmek için sabah namazının sünnetini ele alalım.

Sabah namazının sünneti şöyle kılınır;

Abdest alınır. Kıbleye dönülür. "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya" diye niyet edilir ve tekbir alınır.

 

Erkeklerde Tekbir:Parmaklar açık ve kıbleye dönük olarak, eller kulak hizasına kadar kaldırılır. Baş parmaklar kulak yumuşaklarına değer. Ayak parmakları dört parmak kadar açılır. Vücut dik. "Allâhu Ekber" diye tekbir alınır. Bayanlarda Tekbir: Ellerini omuz hizalarına kadar kaldırırlar. Eller göğüs üstünde. Ayaklar birbirine bitişik. Vücut dik. Gözler secdeye bakar. "Allâhu Ekber" diye tekbir alınır.

Namazda okunan duâ ve tekbirler sessiz okunur. Yalnız imam, sabah, akşam, yatsı ve cuma namazlarında sesli okur.

Erkeklerle bayanların namazda okuyacağı duâlarla, yapacağı niyetler aynıdır.

 

Erkeklerde Kıyam: Kıyamda erkekler sağ elin baş parmağı ile küçük parmağının sol elin bileğini kavrayacağı şekilde bağlarlar ve göbeğin altına koyarlar. Vücut dik. Gözler secdeye bakar şekilde kıraat'a hazır dururlar. Bayanlarda Kıyam: Kıyamda bayanlar sağ elin avucunu sol elin üstüne gelecek biçimde ve her iki elin parmaklarınıda bitişik şekilde göğüsün üstünde tutarlar. Vücut dik. Gözler secdeye bakar şekilde kıraat'a hazır dururlar.

Sabah namazının sünnetinin ilk rek'atında kıraatta erkeklerde bayanlarda evvela Süphaneke duasını okur ondan sonra eûzü besmele çekerek yani, "Euzü billahi mineş-şeytânir-racîm. Bismillâhirrahmanirrahim" der. Fatiha sûresini sonuna kadar okur, âmin der daha sonra bildiği kısa bir sûre veya kısa üç âyet veya uzunca bir âyet okur. Ellerini yana salıverip "Allâhu Ekber" diye rukû'e varır.

 

 Erkeklerde Rukû: Rukû'da erkekler avuçlarıyla diz kapaklarını tutup sırtını ve belini dümdüz eder.  Bayanlarda Rukû: Rukû'da bayanlar her iki elin parmaklarınıda birleştirip parmaklarının uç kısımları diz kapaklarına deyecek şekilde erkeklerdeki gibi tam doksan derece eğilmeden hafif eğilerek dururlar. 

Rukû da iken üç kere "Sübhane Rabbiyel Az'im" dedikten sonra "Semi âllahü limen hamide" diyerek doğrulur (Bu şekildeyken eller kıyamda olduğu gibi bağlanmaz vücutun yanında serbest halde durur.) ve "Rabbena lekelhamd;" dedikten sonra "Allâhu Ekber" diyerek secdeye gider.

 

Erkeklerde Secde: Secdeye giderken önce dizler, sonra eller, sonra alın ve burun yere konur. El ve ayak parmakları kıbleye doğru çevrilir. Baş eller arasında. Burun ve alın yere değer. Dirsekler yere ve vücuda, karında oyluklara değmez. Topuklar bitişik. Gözler açık ve burun şişiklerine bakar. Bayanlarda Secde: Secdeye giderken önce dizler, sonra eller, sonra alın ve burun yere konur. Baş eller arasında. Burun ve alın yere değer. Dirsekler yere ve vücuda bitişik, oyluklar da karına yapışık. Ayak üstleri yere değer ve her ikiside sağa çıkarılmış durur. Gözler açık ve burun şişiklerine bakar.

 Secdede, üç kere "Sübhane Rabbiyel âlâ" denir. Sonra "Allâhu Ekber" diyerek secdeden başını kaldırır ve iki secde arasında en az bir kere "Sübhanellah" diyecek kadar durulur. Tekrar "Allâhu Ekber" diyerek ikinci secde aynen ilkinde olduğu gibi yapılır. İkince secde sonunda "Allâhu Ekber" diyerek ikinci rek'ata kalkılır.

İkinci rek'atta da kıyamda erkeklerde bayanlarda birinci rek'atta olduğu gibi ellerini bağlar. Kıraatta bu kez yalnız besmele yani "Bismillâhirrahmanirrahim" der. Ardından Fatiha sûresini sonuna kadar okur, âmin der daha sonra bildiği kısa bir sûre veya kısa üç âyet veya uzunca bir âyet okur. Ellerini yana salıverip "Allâhu Ekber" diye rukû'e varır. Önceki gibi rukû yapar. "Allâhu Ekber" diye secdeye varır. Önceki gibi secde yapar ve "Allâhu Ekber" diyerek son oturuşa oturur.

 

Erkeklerde son oturuş: Son oturuşta eller dizler üstünde, parmaklar az açık. Sağ ayak dik ve parmakları kıbleye doğru. Sol ayak yere döşenmiş ve üzerine oturulmuş gözler dizlere bakar.  Bayanlarda son oturuş: Son oturuşta eller dizler üstünde serbest. Ayakların her ikiside sağa çıkarılmış. Ayaklar üzerine değil, yere oturulur. Gözler dizlere bakar.

Bu oturuşta "Et-tahıyyatü, Allahümme salli, Allahümme bârik, Rabbenâ" duâları okunur. 

 

Dualar bittikten sonra, baş sağ tarafa çevrilerek, "Esselâmü aleyküm ve rahmetüllah" deyip sağ tarafa selam verilir. 

 

 Sonrada sol tarafa çevrilerek, "Esselâmü aleyküm ve rahmetüllah" diye sol tarafa selam verilir. Bu şekilde namazdan çıkılmış olunur.

 

Selam verildikten sonra "Allâhümme ente's-selâmü ve minke'sselâm. Tebârekte yâ ze'l-celâli ve'l-ikrâm" denilir ve namaz bitmiş olur.

Sabah namazının farzıda aynen sünneti gibi kılınır. Fakat niyet farklıdır kıbleye doğru dönülür "Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya" diye niyet edilir. Ayrıca erkekler farz namazlarında niyetten önce kâmet getirirler.(Sünnette getirmezler.)

Dört rek'atlı namazlar da aynen iki rek'atlı namazlar gibi kılınır. Fakat dikkat edilmesi gereken bir kaç husus vardır. Örneğin, öğle namazının ilk süneti kılınırken,  ikinci  rek'atta oturduktan sonra "Et-tahıyyatü" okur ve selam verilmeden "Allâhu Ekber" diyerek ayağa kalkılır. Böylece üçüncü rek'ata geçilmiş olur. Üçüncü ve dördüncü rek'at da aynen ilk iki rek'at gibi kılınır. Tek fark üçüncü rek'atta , ikinci rek'attaki gibi sadece besmele çekilmesidir. Yani birinci rekatta okunan suphaneke ve eûzü  besmele, ikinci, üçüncü ve dördüncü rek'atta okunmaz. Dördüncü rekatın sonunda oturulup "Et-tahıyyatü, Allahümme salli, Allahümme bârik, Rabbenâ" duâları okunur ve sonra selam verilerek namazdan çıkılır.

SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse