03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Süphan Dağı’nın İlçemiz Turizmine Katkısı
04 Mart 2012 Pazar 11:12

Süphan Dağı’nın İlçemiz Turizmine Katkısı

Daha iyi, daha güzel ve daha yaşanılabilir bir memleket için fikirlerinizi yazabileceğiniz 'Bir Fikrim Var' sayfamıza bir okuyucumuzdan 'Süphan Dağı’nın İlçemiz Turizmine Katkısı' hakkında Fikir geldi.

Süphan Dağı İlçemizin turizmine nasıl katkı sağlar, ilçemiz ekonomisine nasıl getiri sağlarız, bu konularda ne tür çalışmalar yapabiliriz amacıyla, Okuyucumuz Seyfettin Şanlı tarafından gönderilen Bir Fikir;

Süphan Dağı büyük görkemi ile arkamızda duruyor ama biz onun bize verebileceği nimetleri ne zaman görebileceğiz?

Hali hazırda her yılın Temmuz ve Ağustos aylarında bir kaç tur Van'a iniş yapıp günü birlik Aydınlar beldesinden Süphan Dağı’na çıkıp Adilcevaz’ı görmeden giderler. Süphan Dağı’nın Adilcevaz’a ait olan güney kısmının yaklaşık kapladığı alan 170.000 dekardır. Acaba diyorum bu alanın bir kısmı yani 100.000 dekarı av turizmi için proje yapılarak av turizmine açılır ise İlçemiz Ekonomisine getirisini size bazı mevcut örneklerle vermek istiyorum.

Türkiye’nin Narenciye ihracatını yapan Antalya, Mersin, Hatay, Muğla, Adana ve Aydın’ın narenciye ihracatına bizzat üreterek katkıda bulunan kişi sayısı 900 bin kişidir. Bu ihracattan elde edilen gelir, yaklaşık 1 milyar dolar. 900 bin kişi 1 milyar doları paylaşıyor. İtalya’nın kuzey Alplerinde av turizmine ayrılan alan 125 bin dekar. Üretime katılan kişi sayısı 30 bin kişi. Turistlerin geyik avlaması için bu alandaki geyiklere bekçilik bakım ve besleme gibi işlemler yapılıyor. Buradan elde edilen yıllık gelir 12 milyar dolar. 30 bin kişi 12 milyar dolar kazanıyor.

Belgesellerde izliyoruz görevli turisti uyarıyor efendim o keçinin boynuzu küçük onu vurur iseniz ceza alırsınız diye uyarıyor. Şimdi sizi biraz düşünmeye davet ediyorum. Büyüklerimizden hep duyardık. Süphan Dağı’nda da dağ keçileri yaşarmış. Bazı eski avcılarımız Süphan Dağı’nda dağ keçisini şöyle vurduk böyle getirdik diye övünerek anlattıklarını dinlerdik. Şimdi niye olmasın arazi müsait. Önemli olan o güneşi görmek. Ben inanıyorum ki önümüzdeki yıllarda bu proje uygulanacak ve İlçemizim kalkınmasına büyük katkısı olacaktır.

Seyfettin ŞANLI

Editörün Notu: İstediğiniz gibi fikir üretebilir çeşitli önerilerinizi dilediğinizce paylaşabilirsiniz.

Gündelik hayatta sizi sıkan, bu böyle gitmemeli bir çözümü olmalı, değişmeli dedirten durumlara karşı sesinizi duyurmak için TIKLAYIN

Bu haber toplam 3259 defa okunmuştur
YORUMLAR
Süphan Dağının Çiçekleri
İzzet ŞANLI
Yazını okuyunca biran kendimi Adilcevaz'da ve Süphan Dağının eteklerinde nergis, lale, kardeşkanı vs. çiçekleri toplarken buldum. Şimdi nergis papatya zamanı değil dedim kayak yaparken düşledim, baktım tesis yok elime bir çifte tüfek aldım yanıma da sevgili yeğenim başladık Dağ keçisi avlamaya ne güzel değil mi? Avrupalı kışın karla ilgili o kadar spor ve yarışmalar yapıyorlar ki, tabiri caiz ise taşı sıkıp suyunu çıkarıyorlar. Süphan da kar 2 metre, 4 metre olmuş bir anlam ifade etmiyor. Allah bize verdiği bu nimetten zevk almayı veya yararlanmayı düşünmüyoruz. Niçin fikir üretenimiz yok veya fikir üretenlere sahip çıkanlar yok. Bu sefer başka baktım düşünce çok güzel yorumlar yine o şekilde sevindim ve gurur duydum. Sizin gibi ileriyi gören fikir ve proje üreten beyinler ve liderler olunca inan ortaya koyduğun bu düşünce inanıyorum sahipsiz kalmayacaktır. Nasıl ki bizlere ve çevremize GERÇEK BAL bu baldır dedin ve sevdirdin. Bugün için ortaya koyduğun fikir ve proje de Bal üretiminde ki gibi temiz ve gerçek yüzde doğal olan bir et düşüne biliyor musun? Haydin hayırlısı olsun, görev düşerse yanındayım. Tebrik ve teşekkürlerimle Allah'a emanet olun.
08 Mart 2012 Perşembe 18:33
süphan dağı
Kadir
teleferıklı guzel bir kayak merkezi dusunulur memleketımız kıs memleketı oldugu ıcın 4 aydan daha fazla sure kayak yapılabılır tabi cok onemlı bır butçe lazım bu işe herseyı devletletten beklememek lazım buna karsın adılcevaz ınsanı daha duyarlı olması lazım devlete devlet buyuklerıne mıllet vekıllerıne kalırsa hiç birsey olacagı yok .
07 Mart 2012 Çarşamba 21:50
Tebrik ve Teşekkür
Mine Yavuz
Seyfettin Ağabeyime hem ilçemizi dışarıda gururla anlatabileceğimiz türden Bal ve Ceviz üretimindeki başarılarından dolayı, hem de sunmuş olduğu fikirden dolayı tebrik ediyorum. Geçen yıl bir dostum vasıtasıyla edindiğim Balınızı hem kendim hem de çevremdeki insanlar gönül rahatlığıyla tüketiyoruz. Süphan Dağı'nı yakından görmemiş olsam da Süphan Dağı 'nda ürettiğiniz Ballar sayesinde oradaki mükemmel doğayı ciğerlerimizin ve vücudumuzun her zerresinde mükemmel bir şekilde hissedebiliyoruz. Balı bu kadar güzel kokuyorsa kim bilir orada yaşayan doğal hayvanların etleri nasıl güzel kokuyor ve lezzetinden yenilmiyordur. Avcılığın bu şekilde kontrollü yapılması da ayrıca hayvan türlerinin devamı açısından çok faydalı olacaktır. Tebrik ediyorum Seyfettin Ağabey.
07 Mart 2012 Çarşamba 18:43
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse