03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sinan Hallaçtan Bir Başarı Daha
19 Nisan 2011 Salı 21:08

Sinan Hallaç'tan Bir Başarı Daha

Hemşerimiz Sinan Hallaç, Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği Türkiye üniversiteler arası Field Day atletizm şampiyonasında iki birincilik kazanarak başarılarına bir yenisini daha ekledi.

Hemşerimiz Sinan Hallaç, Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği Türkiye üniversiteler arası Field Day atletizm şampiyonasında iki birincilik kazanarak başarılarına bir yenisini daha ekledi.

Türkiye Üniversiteler Şampiyonasından sonra, en büyük üniversiteler arası atletizm organizasyonu olan, Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği Field Day şampiyonasına katılan Sinan Hallaç, 200 metre ve 400 metre branşlarında iki Türkiye birinciliği kazandı.

Geçmişte de birçok başarılara imza atan hemşerimiz Sinan Hallaç, gözünü Avrupa ve olimpiyat şampiyonalarına dikti. Kastamonu üniversitesi beden eğitimi ve spor öğretmenliği okuyan Sinan Hallaç Boğaziçi Üniversitesi’nin düzenlediği Field Day şampiyonasında iki birincilik kazanmanın mutluluğunu yaşadığını belirterek, ''Rabbim nasip ederse Avrupa şampiyonaları ve olimpiyatlarda ülkemi en iyi şekilde temsil ederek, ay yıldızlı bayrağımızı dalgalandıracağım. Tüm başarılarımı Bitlisli ve Adilcevazlı hemşerilerime armağan ediyorum. Hemşerilerimiz dualarını esirgemesinler. İnşallah sizlerin dualarıyla daha büyük başarılara imza atacağım.'' dedi.

Türkiye Üniversiteler Şampiyonası'ndan sonra, en büyük üniversiteler arası atletizm organizasyonu olan, Boğaziçi Üniversitesi Field Day, sadece öğrencilerden oluşan bir grubun düzenlemesi açısından bir ilki oluşturuyor. İlki 1898’de düzenlenen ve Türkiye’nin en eski spor organizasyonlarından olan Field Day, yıllardır pek çok sporcuyu ağırlayarak rekabet ve centilmenlik ruhunu nesilden nesile aktaran bir spor dalı olarak biliniyor.

100_0555.jpg100_0562.jpg


Haber: Salih BEŞKARDEŞ
www.adilcevaz13.com

Bu haber toplam 4395 defa okunmuştur
YORUMLAR
GURURUMUZSUN
Murat HALLAÇ
Yeğenim başarılarının devamını dilerim. Seninle gurur duyuyorum, yolun açık olsun.
27 Nisan 2011 Çarşamba 16:53
Başarılar
Adem LEVENT
Kardeşimm önceliklşe senii tebrikk eder .. Başarılarının devamını en içten dileklerimle temennii ederim ...İnş olimpiyatlarda da derecelerinii görürüz ...
25 Nisan 2011 Pazartesi 13:03
İNANIYORUZ OLACAK
Hüseyin HALLAÇ
yeğenim yeni bir başarından dolayı kutlar,inşallah dünya,avrupa ve olimpiyat şampiyonu olmanı dualarımızla diliyoruz.
21 Nisan 2011 Perşembe 05:17
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse