03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sinan Hallaç dan Altın Madalya
02 Temmuz 2011 Cumartesi 21:14

Sinan Hallaç dan Altın Madalya

Mersin Nevin Yanıt Atletizm Pisti'nde yapılan Gençler ve 23 yaş altı Türkiye Şampiyonasında İlimizi 400 metre Engelli ve 400 metrede temsil eden Sinan HALLAÇ' dan büyük başarı

Mersin Nevin Yanıt Atletizm Pisti'nde yapılan Gençler ve 23 yaş altı Türkiye Şampiyonasında İlimizi 400 metre Engelli ve 400 metrede temsil eden Sinan Hallaç'tan büyük başarı.

400 m Engelli Genç Erkeklerde "0:56.61" lik derecesi ile Atletimiz Sinan Hallaç 1. olurken madalyasını Atletizm Federasyonu Denetleme Kurulu Başkanı Cemal ULAKÇI' dan aldı. 400 metrede ise "0:50.96" lık derecesi ile Türkiye 3. cüsü oldu. Müsabakalar da büyük başarı sağlayan hemşerimiz Sinan HALLAÇ Sitemize yaptığı açıklamada ; Mersinde yaptığım bu başarıyı uluslararası yarışmalarda da  ülkemi başarılı bir şekilde temsil edeceğime inanıyorum.

17.18 Temmuz 2011 tarihinde ülkemizi  400 metrede balkan gençler atletizim şampiyonasında temsil edeceğini belirterek tüm hemşerilerimin dualarını bekliyorum dedi. Bizde adicevaz13.com olarak kendisine başarılar diliyoruz.

Bu haber toplam 2118 defa okunmuştur
YORUMLAR
TEBRİK
Maşallah HALLAÇ
Canım yeğenim Başarını canı gönülden kutlarım. Allah yolunu açık etsin. inşaallah ileride daha güzel başarılar elde edersin dualarımız seninle
22 Temmuz 2011 Cuma 19:31
teşekkür
nazım kocabaş
Değerli kardeşim Sinan spordaki başarın göksümüzü kabarttı çok ama çok sevindik. Seninle gurur duyuyoruz. Gelecekte memleketimizi ve yüce Türk milletini en iyi şekilde temsil etmen dileğiyle gözlerinden öper .seni yetiştiren hocalarına ve ailene saygılar.
04 Temmuz 2011 Pazartesi 20:36
TEŞEKKÜRLER
hüseyin HALLAÇ
sevğili yeğenim herşeyden önce yeni bir başarıya imza attığın için sana çok teşekkür ederim,başarılarının devamını yüce allahdan dilerim.
03 Temmuz 2011 Pazar 16:21
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse