1. HABERLER

  2. YÖRESEL EFSANELER

  3. Şahbağı Efsanesi

Şahbağı Efsanesi

Van Kalesi - Şah Abbas bağlantılı ikinci efsane Şahbağı Efsanesi'dir.

A+A-

Van Kalesi - Şah Abbas bağlantılı ikinci efsane Şahbağı Efsanesi'dir. Bu efsaneden "Ercişli Emrah ile Selbihan Hikâyesi"nde de söz edilir.

Van Kalesi' nin 8-10 km kuzeydoğusunda, bugünkü İstasnı anlamak için bir denemeye girişir. Bir kuzu kesip kızarttırır; kuzunun büyüklüğünde bir de köpek buldurur. Onu da kesip kızarttırır. Her ikisini de tepsiye koyup elçisi vasıtası ile Kale'ye gönderir.


Elçi, Gazi'nin huzuruna çıkıp Şah Abbas'ın hediye getirdiğini söyler. Abdurrahman Gazi hediyeleri kabul eder. Tepsi üzerinde duran parçalardan kuzuya ait olanını alır, diğerini işaret ederek: "Bunu da Şahınıza götürün"der. Elçi, onu da almasını ısrar edince, Gazi, tepside duran köpek etine yüksek sesle: "Oştt!" der. Köpek hemen canlanır, eski haline gelir, havlayarak kaçmaya başlar.

Geri dönen elçi, olanları Şah Abbas'a anlatır. Şah Abbas, Abdurrahman Gazi'nin ermiş olduğuna kanaat getirir ve Van Kalesi'ni almaktan vazgeçer. Zira, içinde böyle ulu bir zâtın bulunduğu kaleyi almak gerçekten zor olacaktır. Bu durum karşısında Şah Abbas: "Ko desinler Şah Abbas'ın bağı var! diyerek muhasarayı kaldırır ve yedi yıllık bekleyişten sonra memleketine döner. O zaman Van Kalesi'ni bir Vali idare etmektedir. Kalede yiyecek sıkıntısı başlayınca yaşlılar Vali'yi sıkıştırırlar. Vali, savaşmak teklif eden yaşlılara üç gün daha beklemelerini söyler.

Bu arada, Kale'yi bir türlü teslim alamayan Şah Abbas'ın askerlerinin canları sıkılmaya başlar. Şah Abbas bunun da çaresini bulur. Karargâh kurduğu bölgede askerlerine bağ bahçe diktirir. Kurduğu bağın adını da "Şahlar Bağı" koyar.Muhasara altında tutulan Kale'de açlık artmakta, teslim olma söylentileri gittikçe yayılmaktadır.

Bu söylentilere içerleyen seksen beşlik bir Nine ortaya çıkar: "Vay, ben öldüm mü ki, vatanıma yğâd adam gire? Canım sağken düşmanın atının tırnağını vatan toprağına bastırmam\" der. Daha sonra Vali'nin huzurun çıkar, yapacaklarını anlatır. Yaşlı Nine, ertesi gün bir deste tandır ekmeği, bir bakraç yoğurt ile Şah Abbas'ın ziyğaretine gider. Huzura kabul edilen Nine, Şah'a:
"Şahım, daha evvel gelmem gerekirdi; ancak düğünlerden, davetlerden bir türlü fırsat bulamadım, kusura kalma" der. dan farkı, elinden hiç düşürmediği "Kınalı Bastonu"dur.


Günlerden bir gün bu çoban, sürüsünü önüne katarak Yıldız Gölleri'nin bulunduğu yaylaya çıkar. Çok susayan Çoban, su içmek için Yıldız Gölleri'nden birine eğilir. Eğilir eğilmez, o elinden hiç düşürmediği Kınalı Baston'u suya düşer. Yakalayayım der yakalayamaz. Baston, düştüğü yerde birden bire kaybolur. Sağa bakar, sola bakar, suya dalıp arar, yok, yok yok... Garip Çoban çaresiz tekrar sürüsünü önüne katıp köye döner. Çoban'ı bastonsuz gören köylüler şaşırırlar:
Sorarlar Çoban'a, Çoban da olanı biteni anlatır. Kınalı Bastonumu Yıldız Gölleri'ne düşürdüm der.


Aradan bir zaman geçer. Bir gün, sabah vakti Kırkbulak'a su almaya gelen köyün genç kızları, testilerini doldurmak için suya eğildiklerinde ne görsünler!.. Bir baston, hem de Çoban'ın Kınalı Bastonu. Bastonu çıkarır, götürüp Çoban'a verirler. O günden sonra anlaşılır ki, Kırkbulak'ın suyu, 50 km mesafedeki Yıldız Gölleri'nden gelmektedir.

Bu haber toplam 261 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.