03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Özürlü Vatandaşların Sosyal Güvenlik Hakları
25 Eylül 2010 Cumartesi 00:50

Özürlü Vatandaşların Sosyal Güvenlik Hakları

Sosyal güvenlik, bir ülkede yaşayan bireyleri sosyal risklere karşı korumayı ve onları yaşadıkları toplum içinde başkalarına muhtaç olmayacak bir hayat standardına ulaştırmayı amaçlamaktadır.

Özürlülerin Erken Emeklilik veya Malülen Emeklilik Hakları

Özürlülerin emeklilik işlemleri diğer çalışanlarda olduğu gibi ilgili sosyal güvenlik kurumunca yapılmaktadır. Özürlüler erken emeklilik yada malülen emeklilik işlemlerini tabi olunan sosyal güvenlik kurumuna müracaat ederek başlatabilirler. Emeklilik işlemleri için, memur olarak çalışanların Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü'nün, işçi olarak çalışanların Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü'nün, serbest meslek erbabı olanların BAĞ-KUR Genel Müdürlüğü'nün ilgili birimlerine müracaat etmeleri gerekmektedir. SSK`ya tabi olarak çalışan özürlülerin, istekleri halinde, özür derecesi oranına göre 15 ila 20 yılda erken emeklilik hakkı vardır. Emekli sandığı mensubu özürlüler istekleri halinde 15 yılda emekli olabilirler. Yeni çıkan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na tabi olarak çalışacak özürlüler; özür derecesine göre, 16 yıl ve 4320 gün ila 18 yıl ve 4680 gün primi ödemiş olmak şartıyla isteğe bağlı erken emeklilik hakkına sahip olacaklardır.

Bu haber toplam 2240 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse