1. YAZARLAR

  2. Ethem BABRAK

  3. Neyin Kutuplaştırması!
Ethem BABRAK

Ethem BABRAK

Radyo Televizyon Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

Neyin Kutuplaştırması!

A+A-

Kutuplaştırma diyorlar ya, bitiyorum bu ifadeye. Pardon da neyin kutuplaştırması!

Ülkemizde Kurtuluş Savaş'ından bu yana ülkemiz insanları arasında birliğin olduğunu, toplumun bir yarısının öteki yarısını 'hor, hakir, öteki' görmediğini, bir grubun seçkin diğerlerinin 'öteki' olmadığını söyleyebilir misiniz? Elbette toplumun birliği, o ülkenin insanları arasındaki duygu/düşüncelerin yekvücut olması, gerektiğinde beraber ağlaması/beraber gülmesi, hiç kimsenin 'öteki' olmadığı bir toplumu diler gönül. Ancak maalesef ülkemizde bu hiçbir zaman böyle olmadı ve görünen o ki bundan sonra da olmayacak… Allah korusun, olası bir savaş durumunda 'tuzu kuru'lar (Parantezin içini siz doldurunuz.) pılını pırtını toplayıp çoğunluğu Avrupa’ya, Amerika’ya göç eder, belki bazıları da adını bile bilmediğimiz yerlere… Kim kalır yurdunu savunmak için biliyor musunuz? Gariban, saf, temiz, 'Anadolu çocuğu.' Zaten sürekli ölen de, kandırılan da, aldatılan da, aldanan da bu zümre değil mi?

Toplum dediğimiz yapı, çıkarları veya talepleri her zaman olan ve bu talep ve çıkarları çoğu zaman birbiriyle örtüşmeyen, kimi zaman farklı kültürlere sahip gruplardan oluşuyor. Öyle ki bu topluluklar içerisinde onlarca millet barındıran koca bir imparatorluktan geriye kalan bir topluluk… Farklı kültür ve düşüncelerin olması gayet normal değil mi? Dolayısıyla birtakım anlaşmazlıkların, çekişmelerin ve hatta mücadelelerin olması toplumsal hayatın doğal bir boyutu olarak kabul etmek gerek.

Dünden bugüne gündeme gelmeyen, gündem olmayan kutuplaştırma, şimdi ne oldu da gündem oldu merak ettim doğrusu. Siz de merak etmediniz mi? Bence olayın özeti şudur: birilerinin ne zaman ki çıkarları söz konusu oldu, işte o zaman karşımıza KOCA BİR KUTUPLAŞTIRMA çıktı.

Tek parti döneminin valisi, dönemin meşhur bürokratı, "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onuda biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek." dediğinde kutuplaştırmanın alâsını başlatmıştı.

Bu gariban Anadolulu bu tuzu kuru zihniyetten çok çekti. 1945’li yıllardaki düşünceleri neyse bugün de o. Değişen bir şey yok. Göbeğini kaşıyan adam ile oyunuzu bir tutmadığınız çobanın ahıdır bu başlarına gelenler. Hoş, başlarına bir şey geldiği yok da, onlar öyle görüyorsa Anadolu çocuğu doğru yoldadır demektir bana göre.

Adam çıkmış diyor ki, bu dönemdeki kutuplaşma bu güne dek görülmüş değil. Neymiş, tarihimizde hiç bu kadar kutuplaştırma olmamışmış… Maalesef tarihimiz kutuplaştırmalardan ibaret. Bir ülkede on yılda bir darbe veya darbe girişimi oluyorsa bu ülkenin insanları arasında KUTUPLAŞTIRMANIN OLMADIĞINI SÖYLEMEK MÜMKÜN MÜ? Darbeyi yaptıranların bizzat kendileri mi gelip darbe yapıyor ya da kime darbe yaptırıyor! Darbe teşebbüs sırasında kimler tankları alkışlıyor? Kim, hangi hevesle kime uşaklık ediyor? Uşaklık edenler, çoğu zaman bu halkı 'koyun sürüsü' olarak görenler değil mi?

Siz tuzu kuruların yanması, figanı, hezeyanı çıkarlarınızın elden gitmesinden, eskisi gibi 'seçkin' olamayışınızdan, başörtülü kadının da sizin yemek yiyebildiğiniz restoranlarda yemek yiyebilmesinden, bindiğiniz arabalara binebilmesinden, o imkânı bulmasından… Size göre Anadolulu devlet de yönetemez, lüks araba da kullanamaz, sizin gittiğiniz restorana da gidemez.

1970’li yıllarda yaşananları hatırlayın. Sağcı ve Solcu'ların bitmek bilmez düşmanlığını araştırın. Bir tarafın diğer tarafı düşman olarak gördüğünü ve öldürmeye çalıştığını hatırlayın. 1980'leri hatırlayın. 28 Şubat sürecinde ötelenen, aşağılık görülenleri, okula alınmayanları hatırlayın. Araştırın bakalım Türkiye’de kutuplaştırmanın tarihini…

AK Parti iktidarları 'ülkeyi İran yapacak' hezeyanları bir dönem çok popülerdi. Bu aralar ilginçtir, pek söylemiyorlar. Çünkü tutmadı! Şimdilerde farklı hezeyanlar üretiyorlar ve doğrusu bu tür hezeyanları üretecek bu kafaların hezeyan üretme becerisine hayranım. "Yakında ülke iflas edecek, Tayyip ülkeyi batırdı, Suriyeliler bile bizden daha güzel yaşıyor…" Say say bitmez. Bitmez arkadaş bitmez! Boşuna bunlarla zaman kaybetmeyin, çünkü bitmez.

"Patates, soğan güle güle Erdoğan" hezeyanları bir türlü tutmadı. Yazık ki o fukara kafa, 'Erdoğan gitsin de ne olursa olsun' derdinde. Sitemleri bitmiyor, şükür kavramı lugatlarında yok. Şikâyet, hep şikâyet. Her meselede lafı dolayıp siyasete getiriyorlar.

İnanın bilerek, isteyerek algı operasyonu yapıyorlar. 'Bizim saflar' da kanıyorlar var maalesef. Kimi dindarların da sürekli, bu yaygaraları koparan zihniyete yaranma çabası da acayip can sıkıcı.

Bu kutuplaştırma denen mereti, bu Müslüman Anadolu çocuğu çıkarmadı ve Müslümanın inancına göre de böyle bir şey yapması mümkün değil. Kutuplaştırmadan kasıt Müslüman ve Müslüman olmayan ise inancımıza göre Müslümanlar ancak birbirlerinin kardeşidirler. Bu ifadenin içerisinde ne Alman var, Ne Fransız, ne Türk, ne Kürt, ne de Japon… Her kim ki Allah’a ve Onun Resulüne inanıyorsa/iman etmişse O Müslümandır ve tüm Müslümanların kardeşidir.

Elbette toplumun seçkinlerinin ve ülkeyi yönetenlerin toplumsal gruplar arasındaki farklılıkların arka plana itmesi ve anlaşmazlıkların daha fazla büyümemesi için ellerini taşın altına koymaları gerekiyor. Ancak maalesef bizim TARTIMIZ DA YANLIŞ. Tartı yanlış olunca 'seçkinimiz' de siyasetçimiz de yanlış kişiler oluyor. Tartımız yanlış olunca adına sanatçı dediğimiz abuk subuk kişiler 'seçkin' oluyor işte! Tartı yanlış olunca ortaya çıkan sonuç da yanlış oluyor. Ben Müslümanım, hamd olsun. Müslüman cahil de değildir, gerici de. Toplumumuzun beynine kazıdıkları bu algılar yüzündendir ki Müslüman kimliğimizle sorun çözmeyi bir kenara bıraktık. Oysa -ben inanıyorum ki- Müslüman kimliğimizle meselelere yaklaşırsak yanlış tartı ile yanlış ölçüm yapmayız ve çıkan sonuç da bu olmaz.

Bu toplumun birlikteliği için elbette fertleri feda etmeyelim. Ancak kimi kendini elit kabul ederek toplumun üstünde gören grupların da çıkar ve talepleri için toplumu ve dolayısıyla ülkeyi feda etmeyelim. Malumunuz Ramazan'dayız. Ramazan ulvi duyguların en zirvede yaşandığı, kardeşliğin, barışın, huzurun kendini daha bir yakından gösterdiği zamanlardır. Allah Ramazan'ımızı hayırlı kılsın, tüm ibadetlerimizi kabul buyursun. Son olarak Rabbül Âlemin bu Ramazan hatırına hepimizi hidayete erdirsin ve hatalarımızı görmemiz için bize basiret bahşetsin diyor; şimdiden tüm Müslümanların Ramazan Bayramı'nı kutluyor; bir daha ki yazı da buluşuncaya dek hayırlı vakitler diliyorum.

Bu yazı toplam 999 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.