1. HABERLER

  2. İLİMİZDE İZ BIRAKANLAR

  3. Mevlana İdris-i Bitlisi

Mevlana İdris-i Bitlisi

Mevlana Hüsameddin Ali-ül Bitlisi’nin oğlu, Ebul Fadl Mehmet Efendinin babasıdır. Bitlis’te doğmuştur.

A+A-

  Mevlana Hüsameddin Ali-ül Bitlisi’nin oğlu, Ebul Fadl Mehmet Efendinin babasıdır. Bitlis’te doğmuştur.

Bundan dolayı kendisine “İdris-i Bitlisi” veya “Bitlisli İdris” denir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 1452 – 1457 tarihleri arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Esas ismi İdris’tir.

Tam künyesi; Mevlana Hakimeddin İdris Mevlana Hüsameddin Ali-ül Bitlisi’dir.

Kendileri Mevlana – Hakimeddin lakaplarıyla anılmış, bazı kaynaklarda ise Kemaleddin lakabı kullanılmıştır. İdris-i Bitlisi gençliğinde iyi bir eğitim almıştır. İlk eğitimi aldığı kişi babası Mevlana Hüsameddin, eğitim aldığı yer de daha sonra kendi ismiyle anılan ve babasının türbesinin de bulunduğu İdrisiye Medresesi

’dir.

Gerek tasavvuf ve gerekse hadis ilimlerini babasından almıştır. Arapça ve Farsça dillerle beraber akli ve dini ilimleri tam manasıyla öğrenmiştir. Babası gibi bir süre Akkoyunlu devletine hizmet etmiştir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın vefatı üzerine oğlu Yakup Bey 1478 tarihinde hükümdar olarak Akkoyunlu tahtına oturmuştur. Bu tarihten hemen sonra Mevlana İdris, Yakup beyin sarayına divan katibi olarak girmiştir. Yakup beyle beraber yanında Azerbaycan’dan


Erran’a kadar bir seyahat yapmış ve “Risâle-i Hazâniyye” isimli eserini yazmıştır. Bu eser, bu seyahatle ilgilidir.

Mevlana İdris, Akkoyunlu sarayında hükümdar çocuklarına lalalık yapmıştır. Bu durumdan dolayı Hoca Saadettin, İdris-i Bitlisi’yi “Kutlu Müderris” olarak övmüştür. Osmanlı Sultanı II. Bayezid 1485 yılında Memluklulara karşı büyük bir başarı elde etmişti. Bu başarısından dolayı Akkoyunlu hükümdarı Yakup Bey, II. Bayezid’e bir tebrik-name göndermiş ve İdris-i Bitlisi’nin

kaleme almasını istemiştir. Mevlana İdris yazdığı bu tebrik-namede her türlü edebi ve diplomatik hüneri göstermiştir.

 

Bu olaydan sonra İdris-i Bitlisi, hem Yakup Beyin ve hem de II. Bayezid’in sevgi ve büyük

teveccühlerini kazanmıştır. Bu arada Arapça Hat sanatı, sülüs, nesh ve ta’lik dalında kendisi yetiştirerek bir sanat üstadı olmuştur.

 

İstanbul’daki Koca Mustafa Paşa camisinin başkapısı üzerindeki hat sanatı bu muhtereme aittir.5

İç olaylardan dolayı İran karışmış, hükümdarlık Bayındır boyundan Safavilerin eline geçmiş, 1490 yılında da safavilerin başına Şeyh Haydar’ın küçük oğlu Şah İsmail geçmiştir. Gerek Şah İsmail’in Şii mezhebine olan aşırı düşkünlüğü ve gerekse 1501 yılında Akkoyunlu Devletini yıkarak Tebriz’i işgal etmesi, bu zatın Tebriz’den ayrılmasına vesile olmuştur.

Daha önce yazdığı tebrik-nameden etkilenen II. Bayezid, Mevlana İdris-i sarayına davet etmişti. Şah İsmail’in bu hareketlerinden hoşlanmayan İdris, daha önce aldığı davete icap ederek İstanbul’a, II. Bayezid’in yanına gitmeye karar vermiştir.

Şah İsmail’in Tebriz’i alması üzerine Mevlana İdris, bu olay üzerine Mezheb-i na-hak (Hak olmayan mezheb) demiş, bu durum Şah İsmail’in kulağına kadar gitmiştir. Bu söze sinirlenen Şah İsmail, İdris’in huzuruna getirilmesini istemiştir. Olayın vahameti kavrayan İdris-i Bitlisi, Şah İsmail’in huzurunda akıl dolu sözler, diplomatik manevralar yaparak kellesini kurtarmaya çalışmıştır. Özellikle Şah İsmail’in; “Sen benim için nasıl Hak olmayan mezhep demişsin?” sorusu üzerine İdris, ince bir politik oyunla; “haşa sultanım. Ben sizin için Mezheb-i na-hak değil, Mezheb-ina hak (Hak olan mezheb) dedim” tabirini kullanmışımdır.

 

Bu olay Şerefname’de şu şekilde anlatılmaktadır: “Şah İsmail-i Safevi Rafızılık mezhebini ilan edip yaymaya başlayınca ve resmi mezhep haline getirince, Mevlana İdris bu olayın tarihi konusunda “mezheb-i na-hak”3 demiştir. Bunun Farsça anlamı “Hak olmayan mezhep” tir. Bu söz yayılmış ve Şah İsmail’in kulağına kadar gitmiştir. Bunun üzerine, özel meclisinde olan Şirazlı Mevlana kemalettinTabib’e, Mevlana İdris’e bir mektup yazarak; bu tarihi koyanın gerçekten kendisi olup

olmadığını sorması için emir vermiştir. Mevlana kemalettin emri yerine getirerek, birçok edebi nükteler ve sanat inceliklerini kapsayan bir mektup yazmış ve Mevlana İdris’e göndermiştir.

 

Mevlana İdris bu mektubu okuyunca, o sözü kendisinin söylediğini inkâr etmemiş ve yazdığı cevabında şunları söylemiştir: “Evet, o tarihi koyan benim. Fakat onun tertibi Farsça değil, Arapça’dır. Çünkü ben “mezhebuna hak” dedim”. Bunun üzerine Şah İsmail bu

isabetli cevaba ve bu ince yoruma hayran kalmış; ve Mevlananın çağrılması, hazarda ve seferde kendisi ile birlikte olması için teşvik edilmesi konusunda emir vermiştir. Fakat Mevlana bu çağrıya uymayacağını, mazur görülmesini bildirmiş ve haşmetlularına mazeretini, kendisine ve ailesine bağlılığını gösteren bir kaside göstermiştir.

 

Kaynakların anlatımında bazı ufak ayrılıklar olsa bile, olayın geneli aynıdır. En önemli farklılık, son

sözleri huzurda mı, yoksa mektupla mı söylediğidir.

 

Mevlana İdris-i Bitlisi, müthiş bir zekâya sahipti. İnce hesaplar yapar, keskin fikirleriyle hem

karşısındakini mat eder ve hem de her işten kıvırmasını bilirdi. Şah İsmail’e de aynı oyunu oynamıştır. Mezheb-i na-hak cümlesindeki “Na” ekini hak kelimesinden ayırmış, mezheb-i kelimesinin yanına getirmiştir. Bu küçük oyunla “Hak olmayan mezhep” cümlesi, “hak olan mezhep” cümlesine dönüşmüştür.

 

Tebriz’den ayrılıp Osmanlı sarayına gelen İdris’i, (bir söylentiye göre Mevlana İdris, Tebriz’den İstanbul’a direk gitmemiş, Mekke ve Medine’yi ziyaret ettikten sonra gitmiştir.) Sultan II. Bayezid çok güzel bir şekilde saygı ve hürmetle karşılamıştır. Kendilerini sarayına almış, hediyeler vererek maaş bağlamıştır.

 

II. Bayezıd bir gün İdris-i Bitlisi’yi davet ederek kendisine: “eğer olaylar yazılmasa idi nam-dar idarecilerin eserleri ayakta kalamazdı. Ecdadının ve kendisinin de tarihlerinin yazılmasını... Böylece eserler ve isimler yazılı olarak kalacağından, burada güzel hatıralarla anılmalarına vesile ola...” diyerek ecdadının ve kendisinin tarihini yazmasını istemiştir. Bu görevi 1502 yılında İdris-i Bitlisi’ye (bir eserde Kemal Paşa-zade’ye de) vermiştir.

 

İdris-i Bitlisi, bu görevi 31 ayda (Prof. Dr Ahmet Uğur’a göre 2 yıl 7 ay da) tamamlayarak Heşt Behişt (sekiz Cennet) adını verdiği eserini Sultan II. Bayezid’e takdim etmiştir. Bu eser; I. Osman’dan (Osman Gazi’den) başlayarak II. Bayezid’in son yıllarına kadar olan tarihi olayları anlatmaktadır. Eser 80.000 beyitten oluşmaktadır.

 

Her Osmanlı Sultanı bir cennet katına benzetilmiş ve Sultanların biyografisi verilmiştir.2

Saraya bağlı bazı kişiler yukarıda zikredilen eseri tenkit etmeye başlamışlardı. İdris’i çekemedikleri için araları bozulmuş, bu eserden dolayı hak ettiği ödeme kendisine ödenmemiştir. Bu sıkıntılardan kurtulmak isteyen İdris-i Bitlisi, Hac’ca gitmek için Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa’dan izin istemiş, ama izin verilmemiştir. Ancak Hadım Ali Paşanın ölümünden sonra 1511 yılında Hac’a gidebilmiştir.

Deniz yoluyla seyahat eden Mevlana İdris, bir ay sonra Kahire’ye ulaşmış, bir müddet burada ikamet ederek İbrahim Gülşeni’nin hizmetinde bulunmuştur.

 

1512 yılında Kahire’den Hac farizasını yerine getirmek için Mekke’ye gitmiş, oradan Osmanlı sarayına bir mektup göndererek bir daha İstanbul’a dönmeyeceğini bildirmiştir. Mevlana İdris Mekke’de iken 1512 tarihinde II. Bayezid vefat etmiştir. Yerine geçen oğlu Yavuz Sultan

Selim Han (I. Selim), İdris’e para ve davetiye göndererek kendisini İstanbul’a davet etmiştir. Bu daveti alan Mevlana İdris, önce Şam’a, oradan Haleb’e ve sonunda 1512 yılında İstanbul’a gelmiştir.

 

Yavuz dönemi, İdris-i Bitlisi’nin en çok rağbet gördüğü dönemdir. İdris-i Bitlisi bu dönemde Osmanlı

siyasetinde aktif bir rol üstlenmiştir. 1514 yılında Yavuz Sultan Selim ile beraber Şah İsmail’e karşı Çaldıran savaşına katılmış, hatta savaştan sonra Tebriz’de bir süre daha kalarak halkı Osmanlı yönetimine bağlamaya çalışmıştır. Tebriz’deki ulu camide halka vaiz ve nasihatlerde bulunmuş, Tebriz’de kurulan karakol ve gözlemci kuvvetlere komutanlık yapmıştır.

 

Çaldıran savaşından sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu vilayetlerinin Osmanlı yönetimine geçmesi için görevlendirilmiştir. Bu tarihlerde Şah İsmail tekrar Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu istila etmeye çalışmaktadır.

 

İdris-i Bitlisi emrindeki 5.000 kişilik (bazı rivayetlere göre 10.000 kişilik) bir kuvvetle Diyarbakır üzerine yürür. Osmanlı karşısında tutunamayan Safevi komutanı Karahan Mardin’e doğru kaçar. Diyarbakır’ı ele geçiren İdris-i Bitlisi komutasındaki Osmanlı ordusu bu defa Mardin üzerine yürür ve Mardin’i ele geçirir. Diyarbakır ve Mardin Osmanlı topraklarına bağlandıktan sonra sırasıyla; Bitlis, Urmiye, İtak, İmadiye, Cizre, Eğil, Hizan, Garzan, Palu, Siirt, Hasankeyf gibi 25 yer barış yoluyla Osmanlı topraklarına bağlanmıştır.

Bu başarılardan dolayı Yavuz Sultan Selim, Bitlisli İdris’i mükafatlandırmıştır. Kendilerine bir ferman

göndererek, Diyarbakır bölgesini kendisine vermiş, ayrıca 1516 yılında Yavuz tarafından ihdas edilen ve merkezi Diyarbakır olan Arap kazaskerliği rütbesiyle İdris-i ödüllendirmiştir. Böylece Bitlisli İdris, Osmanlının en büyük rütbesi olan Kazaskerlik rütbesi ile taltif edilmiştir. Bununla, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun yönetimi İdris-i Bitlisi’ye verilmiştir.

 

İdris-i Bitlisi bu işlerle de yetinmeyerek, Yavuz Sultan Selim’in Memlûklulara karşı verdiği siyasette de başarılar elde etmiştir. Öncelikle Musul ve Urfa’nın Memlûklulardan alınarak Osmanlı topraklarına katılmasını sağlamıştır. Daha sonra Yavuz Sultan Selim’in Suriye ve Mısır seferlerine katılarak 1516 ve 1517 yıllarındaki Ridaniye ve Mercidabık savaşlarına Sultan ile beraber katılmıştır. Mısır’ın fethinden sonra bu ülkenin nasıl idare edileceği hususunda görüşlerini Yavuz’a anlatmış ve Yavuz tarafından takdirle karşılanmıştır. Nitekim Mısır’ın idare edilmesinde İdris’in görüşleri temel alınmıştır. İdris-i Bitlisi, yirmi yıldan fazla bir süre Osmanlı Devletine hizmet etmiştir.

 

Kasım 1520 yılında İstanbul’da, Yavuz Sultan Selim’in vefatından kısa bir süre sonra hakkın rahmetine kavuşmuştur. Bütün kaynaklar ölüm yerinin İstanbul olduğunda birleşmiş, ancak ölüm tarihi hakkında farklı tarihler ileri sürmüşlerdir.

 

Ahmet Rifat Efendi; Lugât-ı Tarihiyye ve Coğrafiyye isimli eserinin I. cildinin 110. Sayfasında, ölüm

tarihini 1515, Kamusu’l A’lâm’ın yazarı Şemsettin Sami 1515, Hat ve Hattatin’in yazarı Habib 1505, Mehmet Şükrü 1520, Hammer 1523, A. Karahan 1521, Katip Çelebi 1523, History of Ottoman’ın yazarı Gibb (E.J.W) ise 1554 olarak bildirmektedir. Bu tarihlerin tamamı doğru değildir. Sebebine gelince: İdris-i Bitlisi’nin oğlu Mevlana Ebul Fazl Mehmet Efendi, babası tarafından yazılan Selim-name’ye yazdığı önsöz de babasının hicri 926 senesinin Zilhicre ayında (Kasım 1520) vefat ettiğini kaydetmiştir. Doğru olan tarih budur. Bu tarih esasalındığında Mevlana İdris-i Bitlisi’nin 65 – 70 yıl yaşadığı sanılmaktadır.

 

İdris-i Bitlisi’nin mezarı, bugünkü Eyüp semtinde kendi adıyla anılan “İdris Köşkü” ve İdris Çeşmesi”

denilen yerde muhterem hanımları Zeynep Hatun tarafından vakfederek yaptırdığı mescidin bahçesindedir.

Kutbu'l-Ârifîn
Merhûm Ve Mağfûr Leh
İdrîs Efendi
Ruhu İçün El-Fâtiha


الفاتحه روحيچون
افندی ادريس
له مغفور و مرحوم
العارفين قطب

İstanbul-Eyüp Gümüşsuyunda İdris-i Bitlisî'nin Kabri. Üstüvânî Muahhar Mezar Taşındaki Kitâbe:

idrisi-bitlis.jpg 

Bu haber toplam 6285 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.