24 Temmuz 2016 Pazar
15 Temmuz Darbe Girişimi Üzerine
Ve Millet Kazandı
Başkanın Darbeye Karşı Yiğit Duruşu
Darbeye Evet Diyenler

Aytaç ÇAMAN DEMİRCAN / EĞİTİMCİ

Kutuplardan

23 Ocak 2012 Pazartesi 19:23

Yurtdışı bagaj hakkı olan yirmi  kg”ı geçtiği için, fazla bagaj ücreti vermemek adına; iki kol çantası, iki palto, iki elbise ile İsveç sınırlarına girdim Türk Hava Yolları’ndan.

Türk kurnazlığ mı, şark kurnazlığı mı derler bilmem, ama üst üste giymekten öyle terlemiştim ki… 10 gün öksürük ve ateşli hastalıkla geçirdim İsveç’teki ilk günlerimi.

Daha önce de bu ülkeye gelip, döndüm, ama bu sefer daha anlamlı ve kalıcı bir amaç için buradaydım. Kendi ülkemde alamadığım doğru düzgün dil eğitime inat, hem 3. dil eğitimimi almayı hem de siyaset bilimi alanında da yüksek lisans ihtisas yapmak hedeflerim arasında.


Bize açılmayan meclis kapıları kim bilir belki de, dünyanın en medeni ve en tarafsız ülkelerinden birinde açılır düşüncesi... çok mu hayal olurdu bizim gibileri için, karınca hesabı yürümek, ilerlemek  menzilde...

SFİ’de ilk dersimde, İsveç’li hoca ile takıştım ve onu müdürüyete şikayet edip, tercüman vasıtası ile, 36 yıllık İsveç'li öğretmene eğitim metotlarını, nasıl yanlış uyguladığını anlattım, amirinin karşısında... Pek bir kızdı bana ve hala o ilk günün acısını çıkaramadı tüm dersler boyunca benden. Aramızda ilk günden başlayan soğuk savaş, herkesten daha çok ders çalışmama neden oldu...

Sınıfım yaklaşık yirmi  kişilik bir grup ve küçük bir dünya sanki... Bir kaç değişik sınıf grupları arasında, koridorda çoğunlukla Irak ve Somali’den gelenleri, çadorlu bayanları görüyorum...

Benim sınıfım biraz daha farklı bir yapıda...

Yirmi  kişilik sınıfa tıkıştırılmış bir dünya. Varlığını olduğu gibi koruyabilmeye, değerlerini yaşatmaya çalışan yirmi  çeşit gelenek görenek ve anlayışa sahip insanları barındıran bir alan... Japon, Yunan, Bulgar, Ukrayna, Ermenistan, Fransa, Yemen, Irak ve Bengladeş'li sınıf arkadaşlarım...

Tarihten gelen dostluk ve gelenek örtüşmesinden midir, bilmem, en fazla selamlaştığım Japon, Grek ve Irak’lı Kürt arkadaşım.

Dünyanın değişik ülkelerinden gelmiş ve kendi ülkelerinde üniversite eğitimi almış, İngilizce bilen  insanlar....

Bize 5 yaşında çocuk muamelesi yapan İsveçli İngegärd hoca, sanırım diğer kimi İsveçliler gibi o da bıkmış, Ortadoğu’dan savaştan kaçıp gelmiş ve uyum problemi yaşayan yabancılardan... Zaten ilk günden takışma sebeplerimden biri de herkese olan genel yaklaşımı, tavrı ve önyargısı idi. Ve bunu okuyabiliyor olmamdı...

Ülkemde dünya dili sandığım Türkçenin, Avrupa’da hiç işe yaramadığını, okulda tek Türk olarak yaşayan biriyim.

Okulumda, değişik ülkelerden gelmiş Arapça ve Kürtçe konuşan öğrenciler varken, büyük Türkiye’nin aydın vatandaşı! sayılan ben tek 'gık' çıkaramıyorum okulda... Türkçe bilen olmadığı için... Benden başka Türkçe konuşan yok çünkü.

Hala Kürtçe diye dil yok,  Kürt kültürü yok, Kürd halk yok diye iddia edenler, gelsin baksınlar, her ülkeden gelen pek çok farklı ülke vatandaşı Kürtçede hem fikir ve hemen iletişime geçebiliyorlar... İletişimde dilin ne kadar önemli olduğunu acı bir tecrübe ile bir kez daha anladım, tek Türkçe konuşan tek Türk olarak... Neyseki zorla da olsa, Japon arkadaşıma Türkçe 'Günaydın' demeyi öğrettim, anadilimi duyabilmek için. Ve, anadilde eğitim yapamamanın zorluklarını, o kadar iyi anladım ki...

Burada yaşadıkça kuralların insanı ne kadar çok sıktığını, yeni kurallara alışmanın zorluklarını, ama aynı zamanda da, bu kuralların yaşantıyı herkes için ne kadar kolaylaştırdığını da bir kez daha farkettim.

Kutuplara en yakın ülke. Gece yıldız, gündüz de güneş görme gibi bir şansın yok. Gökyüzünü kalın bir bulut tabakası kaplamış. Bense umutsuzca kutuplarda olduğum için hala 'Kutup Yıldızı' aramaktayım. Ülkemde  çaresizce 'Demokrasi' aradığım gibi...

Sabah, gündüz olduğunu anlamak için havaya değil, saatine bakman gerekiyor. Zira hava ancak 9 (Türkiye saatiyle 10)’a doğru aydınlanıyor. Ama burada mesai ve okullar 7’de başlıyor. Üç gibi hava kararıyor ve yine herkes işinde, okulunda…

Çalışma hayatına kadınlar o kadar çok girmişler ki, bizim 70’lik nene dediklerimiz bile, burada çalışmaya devam ediyor ve emeklilik olayını düşünmüyorlar.

World Ekonomik Forum (WEF), erkek kadın eşitliği konusunda, 128 ülkeyi kapsayan bir araştırma yapıyor ve üst üste 3 yıl İsveç bu alanda birinci sırada yer alıyor.

Ama ilginçtir ki, İsveç hükümeti, bu araştırmayı dikkate de alarak 'biz gerçekten kadın erkek eşitliğine değer veriyormuyuz' diye, bir araştırma yapıyor ve kendilerini bu konuda çok yetersiz bulup bunu kamuoyu ile paylaşıyorlar.

Ülke görünürde Krallıkla yönetiliyor gibi görünse de, Kralın ve ailesinin,  siyasi tek söylem söyleme hakkı yok ve varlıkları sadece geleneklerine bağlılık ve sembolik bu noktada.

Şu an iktidarda Muhafazakarlar Partisi, Halk Parti, Merkez Parti ve Hiristiyan Demokrat partilerinden oluşan sağ koalisyaon var. Eskilstuna yerel yönetimde ise  Sosyal Demokrat, Çevreci  ve Sol parti  hakim , iktidarın tersine. Eskilstuna yıllardan beri yabancılara kucağını açan İsveç'teki en önde gelen yerel yönetimden biridir...

İsveç Birinci ve İkinci Dünyâ Savaşlarında tarafsızlığını korumuş ve tarafsız  olarak kalmış bir ülkedir… Bunun için, ülkede ne tek 'Şehitler mezarlığı var, ne de anıt mezarları, ne de yas günleri, Gazi, malul ve şehit ailesi de göremezsin ülkede...

Yaklaşık 20 gündür buradayım ve daha önce de gittim geldim. Caddelerinde ne asker, ne polis, ne de resmi plakalı araçlar görebilirsiniz... Büroklarda  ne eskortlu ne de korumalı geziyor...

Stockholm’de Kraliyet Sarayı’nın önünden geçerken ise, kapıda ağır- uygun adımla yürüyen,  tarihi-geleneksel kıyafeti içinde,  bir tek  bayan asker gördüm, şimdiye kadar…O da sadece sembolik bir yürüyüş... Ne tehdit unsuru, ne gösteriş ne de meydan okuma var...

İşin ilginç taraflarından biri ise, ülke’de, her tarafta asker ve polis olmadığı halde, terör olaylarının yaşanmıyor olması.

En son Aralık 2010’da, Irak asıllı Timur Abdulvahab tarafından düzenlenen bir eylem var.. Sonrası ise yok…

Günümüzde tarafsız politikasına ters düşeceği için NATO'ya dahi girmemektedir. Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen,  iktidar ve muhalefet partisi  mutabakata vardığı halde, Euro para birimi kullanılması, İsveç halkı tarafından 'halk oylaması' sonucunda reddedildi. Kendi para birimleri kron kullanımaya devam edildi.

Trafik kazallarının istatistiği  daha da ilginç: 2008 yılında, yıl  boyunca hayatını kaybeden kişi sayısı 397, 2009 yılında 358 ve 2011 yılında da 311 kişidir…

AB ülkelerinde ortalama 100 000 kişiden 6,9 u hayatını kaybederken, İsveç’te bu sayı Avrupa Birliğinin bile çok çok altında, sadece 2,9...

Bunun en büyük sebeplerinden biri, trafikte yayaların önceliğinin olması, yolda hız yapmanın mümkün olmadığı gibi, karşıdan karşıya yaya geçerken öncelik, trafik ışığı ne olursa olsun yayanındır ve durmak zorundasın.

Ülkede bisiklet kullanımı o kadar yaygın ki, bisiklet parkları ve bisiklet  yolları kesin çizgilerle ayrılmış bir durumda.

Terör olaylarını olmaması, tarafik kazalarının azlığı, polis ve asker görmeye alışkın olarak, ve ayrıca bir de hayvansever biri olarak, sokakta tek başıboş hayvan, kedi köpek görmeyen bana,  burası pek bir sıkıcı ve sakin  geliyor olabilir. Belki bu istatistik çok önemli gelmeyebilir size, ama benim çok dikkatimi  çekti, hayvansever biri olarakta sizinle paylaşmak istedim.

Ülkede köpek sahibi sayısı  750 bin, köpek sayısı ise 1 000 000. Ülkedeki kedi sahibi 940 bin  kişi ve kedi sayısı 1 600 000. Kısacası, kimi evlerdede  birden fazla kedi ve köpek var.

Sadece insan sevgisi değil, hayvan sevgisi ilede dolu kalpleri, soğuk ülkenin sıcak insanlarının...

Ülkede içki tüketimi konusunda da sınırlama getirilmiş. Geçmiş yıllarda içki tüketiminin fazlalığı, alkolik insan sayısının artması gibi sebeplerden dolayı iktidar böyle bir önlem almış.  Tekel gibi bir kurum olan 'Systembolaget'in dışında içki satılamıyor. Marketlerde satılan içki için ise kurallar konuşmuş: Alkol derecesi minumum olması ve bunu belirgin bir şekilde şişenin üzerine  yazılması, onaylanması gerekiyor. Systembolaget’te satılan içki ise; kimlikle alınabiliyor ve sisteme işleniyor. 18 yaşından küçük olanlar alamaz! Allah korusun, aynı uygulama bizim ülkemizde olsa, bazı gruplar 'fişleniyoruz' diye yaygara çıkarır!.. aslında bazı ileri akıllılar! da hakikaten fişler.

Yurtdışından gelen yabancılar içinde ve özellikle Türkiyeli, Iraklı ve Suriyeliler ülkeye 'Kebab Kültür'ünü' getirmişler, maalesefi bizim kebaplarımızın  kıvamını yakalamaları mümkün olmamış… Ancak yabancılar kadar İsveçliler de kebaba alışmışlar...

Pizza ve hamburgerden çok, kebab tüketimi ve kebab dükkanları yaygın buralarda... bir de favori olan uzak doğu yemekleri.

Evde daha sık yemek yapmamı ise, bu uzak doğu lokanta mutfağına bir kez gitmeme ve çakma kebab dükkanlarına borçluyum.

Şu an burada saat 3,20 ve hava karardı. Benim için gece başladı ve uyku saati gibi gelse de, İsveçliler ve buraya alışanlar için hayat devam ediyor. Mesai bitmesine ise daha saatler var.

Hep derim: yeryüzü bizim evimiz ve gurbetteki yerimiz... Her yer gurbet bana... Ama her ülke insanı benim kardeşim, her dil benim dilim. Her renk benim rengim, her toprak benim vatanım... Hasret yok mu, elbette var...

Ama daha adil, daha huzurlu ve daha müreffeh bir ülkeye özlem duyduğum kadar olamaz. Bu güzellikler; dil, din, gelenek, tarih  bağı olan tüm kardeşlerimin-tüm insanlığın hakkı... Daha güzel bir dünya bizim hakkımız... bize zehir edenlere lanetler olsun binlerce kez… Selamla kalınız...

Bu yazı toplam 3509 defa okunmuştur
YORUMLAR
edep yahu
burak
kardesim yorum yaziyoruz yorumlamiyorsunuz ya bu nasil tarafsizlik argo yok hakaret yok asagilama yok kisisel haklara saldiri yok kiniyorum gazetinizi

Editörün Notu:Sayın burak aynı IP adresinden değişik isimlerle yazarımıza hakaret ediyorsunuz, sizi sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Bu davranışınızı etik bulmadığımızdan dolayı yorumlarınızı yayınlama gereği duymadık... Saygılarımızla...
08 Nisan 2012 Pazar 18:07
saygı biraz
yiğit
Aytac hoca,isvectekı izlenımlerinı yazmıstır kendı düsncelerini katarak.ama bu kadar tepki niye.o kadar yazılana cizilene tepkı vermıyorsunuzda aytac hocaya nıye.dıl ögrenmek ve sıyaset yapmak ıcın yurtdısına gitmesinin ne sakıncası var.benım ımkanım olsun bende giderim.kendı kabugumuzdan cıkmak ıcın.herkesın düsncesı kendıne aittir.bunlar yazdı dıye nerdeyse idam edeceksınız eee insaf yanı.ama suna katılmıyorum yazdıklarından avrupanın medenı olduguna ve insanlara kıymet verdigine.eger ınsanlar kıymetlı olmus olsaydı cezayirde,ırakta,suriyede,libyada bu kadar kan dökülmesine izn vermezlerdi.herkes yorumyazabılır.yorum yazılmamasını ıstemıs arkadasımız,herkes yorumyazabılır buna kımse engel olamaz arkadasım.Aytac hocam sonuna kadar yanınızdayız.
13 Mart 2012 Salı 20:28
LÜTFEN
EMRAH ISIK
4+4+4 eğitimde

6+2+2 futbolda

sizce böyle bir uygulama dünyanın başka bir yerinde var mıdır?


neden hep iki arada bir derede karar ve uygulamalar?

çünkü insanımız hiç bir yeniliğe veya düzenlemeye ilk aşamada mantıklı yaklaşamamaktadır. Bu nedenle 4+4+4 veya 6+2+2 şeklinde tepkileri azaltmaya yönelik düzenlemeler yapılıyor.

10 yabancı veya 12 yıllık kesintisiz eğitim denilse kıyamet kopar...

fikir sahibi olmadan, ekisisi ile artısıyla tartmadan saldırıyoruz...

eleştrilerin dozunu kaçıranlara "elbette ki eleştrirmak hakkınız" ancak el insaf diyorum.

Site yönetiminden de bu yazıya yorum yazılmaması konusunda düzenleme yapmalarını rica ediyorum.

Yazıyı yazan arkadaşımıza hakarete varan bu yorumların bir son bulması gerekir.

Lütfen.
12 Mart 2012 Pazartesi 09:15
SON YORUMLAR
Yazan: Recai Karahan
Saygıdeğer Adilcevazlılar,
Az önce annem ve babamın adını taşıyan yurda el konulduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Dört yıldır yaşadığım olumsuzluklarla mücadele etmekte olduğum hepinizin malumudur. Hamd olsun yaşatana, hamd olsun yaşadıklarım karşısın da direnme gücü verip, sabretmemi sağlayana... İnşa'Allah sonuna yaklaştım.
Kur'an ile gerçek mana da, tanıştığım günden beri sadece Allah rızasını kazanma uğraşı içinde olmuş ve öylede yaşamışım. Bundan sonra da her kim ne derse desin... Her ne olursa olsun beni bu yaşam tarzımdan bir adım bile attıramayacaktır. Bilir ve inanırım ki, "Allah'a güvenip dayananlar korkuyu tadmayacaklardır. Mahsun ve mahcup olmayacaklardır. Kazanan da onlar olacaklardır."
Sevgili kardeşlerim... Bugüne kadar yaptığım faaliyetlerin hiç birinden ne pişmanlık ne de mahcubiyet duymuyorum.
Mehmet Kamile Karahan öğrenci Yurdunun oluşması nasıl oldu? Yurdun açılışında açıklamıştım. Çarşıda kalabalık olan dostlarla oturuyorduk, yaşlı olan amcamız yanımıza geldi. Benimle konuşmak istediğini söyleyince kalktım. "Bizim komşunun evinde kız öğrencilerle erkek öğrenciler aynı evde kalıyor" dediğinde dehşete kapılmıştım.Hemen araştırdım, ev verilmediği için öğrenciler ayrı ayrı kapılardan girseler de aynı bahçeye açılan evde kalıyordu. Zamanın kaymakamı Ömer Faruk bey, Belediye başkanı Selim Arışbaş'ı haberdar ettim. Kaymakam bey "Yurt yapımı için müracaatlarının olduğunu fakat yatırım programına alınmadığı" devlet adamına yakışır şekilde izah etti.
"İnşa'Allah ben yapacağım." dedim ve harekete geçtim. Arsayı babam bağışladı binanın yapım giderlerinin tamamına yakınını ben karşıladım. Devreye giren cemaat mensubu tanıdıklar vasıtasıyla, bu işlerin işletmeciliğini iyi yaptıkları iddia edilen ve o günlerde oldukça revaçta olan cemaate... Yetkililerin de onayını alarak tapuyu olduğu gibi devrettik.
Cemaatle başkaca ilişkim olmamıştır. Hatta verdiğim öğrenci burslarını, dağıttığım ramazan erzaklarını kendilerin vasıtasıyla dağıtmasını yönünde telkin ve tekliflerde bulunmuşlarsa da, tarafımdan reddedilmiştir.
Sadece zavallı kul alan ben, insanımıza hep yakın yaşadığımın bilindiğini de bilmekteyim. Adilcevaz da, her mahalle de, her köyde yaşayana aynı duygu ve yakınlık içinde olduğumu bilmektesiniz. Siyasetten uzak durduğumda hafızalarınızda saklıdır. Adilcevaz da, bütün kurumlara, derneklere, cemaatlere aynı mesafede olduğumu ve bu yerlere ziyaretlerimi, desteklerimi sorunların çözümü konusunda ataklığımı da yine Adilcevaz da yaşamakta olan herkes inanmaktayım ki, şahitlik edeceklerdir.
İslam, kalpte tasdik, dilde ikrar, yaşam da tatbikatla yaşanabilir. Mehmet Karahan İlk Öğretim okulunun yapımında veya başka bir kurum binasının yapılmasına yaptığım katkılardan nasıl pişmanlık duymuyorsam. Mehmet Kamile Karahan Öğrenci Yurdunun yapım aşamasında yaptıklarım dan da pişmanlık duymuyorum. Ayrıca bu konu da geçmişte barınmış olan bir çok gencin babasından dua ve teşekkür aldığımda hala kulaklarımın dibinde asılı durmaktadır.
Eğer yurdu üzerine emanet alanlar; devlete, millete karşı tavır içine girmekle.... Ayıp etmişlerdir, devlete ve millete karşı suç işlemişlerdir ve günahkar dırlar.
Eğer yurt için yanlış yapmışsam, Milli Eğetim'e okul yeri, Polis'e yaptığım Polis evi(Arsayı Süleyman Altay vermiş, binanın yapımının ekseriyeti tarafımdan karşılanmıştır.) v.b konusunda da yanlış yaptığım anlamı çıkar ki... Bu da insanları hayır yapma konusunda yılgınlaştırır.
İnşa'Allah yaşadığım sıkıntılar tez zamanda biter de kaldığım yerden devam ederim.
Sevgili dostlar,
Allah'ı ve insanı sevdiğini söylemek çok kolay. Allah'a güvenip dayanmak ise yürekten akıp gelendir!Allah'ı çıkarsız ve hesapsız sevmek ise yiğit yüreklere sahip olanların işidir.
O yiğit yürekler Allah'ı, hissederek yaşayanlardır. Allah'ın sevdikleri de; o, yiğit yüreklilerdir.
Allah yolundan dönmeyi, gerilemeyi düşünürsem... Bir an bile şüpheye düşersem Rabbım beni helak etsin inşa'Allah.
Allah izniyle, bu günleri de aşacağız. Devleti ve milleti bölmeye çalışanlara, halka mermi sıkanlara dün de karşı durduk, bugün de karşı durulduğundan eminim... Sizlerde emin olun lütfen!..
Yakın zamanda görüşmek üzere, inşa'Allah.
Saygı ve selamlarımı sunuyor, sağlıklar diliyorum. Muhabbetle kalın inşa'Allah.

Recai Karahan
Evladınız