1. YAZARLAR

  2. Yavuz BEŞKARDEŞ

  3. Korona Virüs (COVİD19) ve Hayatımız
Yavuz BEŞKARDEŞ

Yavuz BEŞKARDEŞ

İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ
Yazarın Tüm Yazıları >

Korona Virüs (COVİD19) ve Hayatımız

A+A-

Hayatımızın hiç bu kadar tek düze durgun bir hal aldığını bilmiyorum belki babamda bilmiyordur. Öyle bir hal ki düşünün küçücük bir virüsün insanlığın düşürdüğü hale bakın. Evlere mahkûm etmiş anne- babayı, koru- komşuyu yüz yüze soramaz olmuşuz. Dünyanın süper güç dedikleri devletler bu virüs karşısında çaresizliklerini ilan etmek zorunda kalmışlar. Hani yüz yıllarca o masumların kanı üzerinden para kazanan ülkeler bile şu ne yapacaklarını bilemez haldeler.

Şimdi sorgulama zamanı bir virüsle evlere dünyanın hapis olma gerekçesini. Hiç düşündünüz mü? Camilerin öksüz Kâbe’nin Hz İbrahim’den bu yana tavafsız kalacak, yâda diğer bir yönü ile barların, pavyonların, kafelerin, sokakların, caddelerin kapatılacağı kimin aklına gelirdir. Maskesiz dışarı çıkamayacağımızı, en yakın dostumuzun elini sıkamayacağımızı ve hayatımıza sosyal mesafe diye bir kavramın gireceğini hiç aklımızdan bile geçirmedik. Ama hayatın bir gerçeği olarak önümüze çıktı. Zaten sanal bir gençlik geliyordu şimdi hepimiz bu sanal ortamın bir parçası olduk. Acaba bu gün sosyal medyamızda ne var kim ne paylaşmış, işimizi sanal ortam yolu ile nasıl hal ederiz telaşına düşmüşüz. Aynı mahallede apartmanda yüz yüze görüşmeye korktuğumuz büyüklerimizi dahi sanal ortamda görüntülü arar olduk. Bu ortamda dahi çalışan bir birey eve geldiğinde eğer duyarlı bir aile ise önce üstünü çıkarıp sonra banyo ya sokarak içeri almakta. Evlerimiz, iş yerlerimiz sokaklar dezenfekte edilmekte, herkesin cebinde, evinde, iş yerinde kolonyalar, sabunlar, el dezenfekteleri bulundurmaktadır. Evlere geldiğimizde her yerin köşe bucak çamaşır suyu ile silindiğini, alışkanlık halinde olan çamaşır suyunun kadınlarımızda bağışıklık haline dönüştüğünü görmekteyiz. Yani bu virüs bize temizlik olmadan olmayacağı ve Müslümanların günde beş vakit abdest almasının ne kadar önemli ve değerli olduğu ortaya çıkmıştır.

Birde bu virüsün toplum üzerindeki etkilerini sosyal yönden ele aldığımızda başta devletin işleyişinde farklı işler hale dönüşmesi dikkatlerden kaçmamaktadır. Okulların kapatılması ile uzaktan eğitimin ön plana çıktığı görülmektedir. Devlet dairelerinde çalışanların esnek çalışmaya geçmesi ile işleri sanal ortamda evden görüldüğüne şahit olmaktayız. İş yerine gidecek kişilerin maske takarak iş yerlerine gitmeleri, toplu araçlara mesafeyi koruyacak şekilde oturulması, Şehirlerarası yolculuğun mülkü amirlerce izine tabi tutulduğu görülmektedir. Düğün- dernek, cenaze ve taziye, cemaatle namaz kılma vb. gibi sosyal, kültürel ve dini işlerin dahi yapılamadığı ortadadır. Tamamen sanal bir ortama hapis edildiği tüm işlerin uzaktan sanal ortamlarda yapılma yoluna gidildiği gözlerden kaçmamaktadır. Yani sürekli evde olma durumu insanın günlük yaşamının dışına çıkması ile toplumda travmalara yol açmaktadır. Bu travmalar duygusal, zihinsel, fiziksel ve davranışsal olarak ortaya çıkmaktadır. Bu travmalar sonrası toplumda stres bozukluklarda ortaya çıktığı görülmektedir. Bunun en büyük belirtileri belki de genel olarak insanların uyku düzenlerini bozulması olarak ortaya çıkabilmektedir.

İnsanlığın karşılaştığı her felâketten sonra meydana gelenlerin ilahî bir cezalandırma olup olmadığı hususunda polemikler yapılır. Bazen insanların söyledikleri kırıcı sözler, acı çeken mağdurlar için incitici olabilmektedir. Felâketlerin ilahî cezalandırma olarak meydana gelip gelmediğiyle ilgili kesin yargıda bulunabilmek ancak ilahî bir bildirim varsa mümkündür. İlahî bildirim olmayan bir konuda insanların söyledikleri ise kendi tahmin, yorum ve zanlarından ileri gitmez. Hem Kur’an’da, hem de diğer dinî metinlerde Yüce Yaratıcının iradesine karşı çıkanları doğal afetlerle cezalandırabildiğine ilişkin örnekler yer alır. Eski Ahit’te Rabbin emirlerine itaatsizlik yapan İsrail Oğullarına ceza sadedinde salgın hastalıklar zikredilir. Başka bir yerde Hz. Davud’un salgın hastalıkla sınandığı anlatılır.

Bu virüsünde dünyamızdaki süper güç olan devletlerinin üretmiş oldukları silahları masum halklar üzerinde denemeleri topraklarından, yurdundan sürülen milyonlarca insanın ve o denizlerde boğularak ölen masum çocukların ahlarını arşa ulaşması mıdır bilinmez. Mümin olan kullar şunu bilir ki bazen doğala afet ve sıkıntılarla imtihan edildiğini hatırdan çıkarmaz. Yüce Allah: "An dolsun ki sizi biraz korku, açlıkla, birde mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele" buyurur.

Dini metinlerde doğal afetler ve salgınlarla ilgili bir açıklama yer alıyorsa bu bir inanç meselesidir. Yani insanları bu konudaki yorumları zan olmaktan öteye geçmez. İnsanların bu konudaki yargıları, inançları ve kanaatlerinin bir yansımasıdır. Bunun dışında yüce Allah ile varlık arasındaki ilişki ve onun varlığa müdahalesi bizim ihata edebileceğimiz bir iş değildir. Bu sebeple Allah’a ait olan alan Allah’a, kulun sorumluluklarını kendi imkânları çerçevesinde kula ait olmak üzere değerlendirmek gerekir.

Ama şunu biliyoruz ki korona virüsü (Covid19 ) illetinden sonra dünyamızda sosyal, kültürel ve ekonomik acıdan birçok değişikliğe yol açacağı düşüncesidir. Liderlerin, ideolojilerin, savaşların, bazı teknolojik gelişmelerin ve silah tiplerinin vb., tarihe yön veren veya onu belirli ölçülerde biçimlendiren faktörler olduğu kabul ediliyor. Büyük kitleleri etkileyen salgın hastalıkların da bazen tarihteki sosyal ve ekonomik belirleyici rollerinden söz edebiliriz. Yaşanan kriz küresel üretimin temel ilkelerini şimdiden sarstı, küresel tedarik zincirinde sorunlar yaşanmaya başladı. Hükumetler şirketleri, çok aşamalı, çok ülkeli tedarik zincirlerini yeniden değerlendirmeye zorluyor. Ortaya çıkan ekonomik hasar ve toplumsal çöküş, milliyetçiliğe, büyük güç rekabetine, stratejik ayrışmaya neden olacak. Uzun vadede, işletmelerin kapanması ve işsizliğin artması küresel büyümenin düşmesine neden olacak. Uluslararası sistem de büyük bir baskı altında kalacak. Ülkelerin kendi içerisinde yaşanacak istikrarsızlık çatışmalara neden olacak, otoriter eğilimler güç kazanacak.

Demek ki tarih boyanca pandemi salgın hastalıkları savaşlardan daha çok insan ölümlerine sebep olmuşlar. Bu nedenle İspanyol Gribinden sonra dünyanın gördüğü en öldürücü pandemi salgın olmaya aday korona virüsüne karşı çok ciddi tedbirler almak zorundayız. Aynı zamanda ülkemizce alınan tedbir ve kararlara harfiyle uymak zorundayız. Ülkemizin bu illetten daha güçlü olarak çıkması için tüm kurum, kuruluş ve bireylere büyük görevler düştüğünü unutmamalıyız.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki Tarih; "Pandemi Salgınlarını şakası yok diyor."

Bu yazı toplam 4101 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum