03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KIZ TAŞI HİKAYESİ
25 Ağustos 2010 Çarşamba 08:23

KIZ TAŞI HİKAYESİ

Van’ın 50 kilometre kuzeyinde küçük bir köy vardır: Amik. Bugün, dinlenme yeri olarak çok rağbet gören bu küçücük köyümüzde Van Gölü’nün harikulâde görünüşlerini âdeta şaşkınlıkla seyredersiniz.

KIZ TAŞI EFSANESİ:

Van’ın 50 kilometre kuzeyinde küçük bir köy vardır: Amik. Bugün,dinlenme yeri olarak çok rağbet gören bu küçücük köyümüzde Van Gölü’nün harikulâde görünüşlerini âdeta şaşkınlıkla seyredersiniz. Bu güzelliğe bir de gölün karşı yakasında, heybetli duruşu ile Süphan Dağı’nı eklerseniz seyrine doyum olmaz bir manzara ile karşı karşıya kalırsınız. 

Süphan Dağı’nın güney etekleri ile Van Gölü’nün kuzeyi arasında yer alan, bugün daha çok arkeolojik kazıları ile ün yapan Adilcevaz ilçesiyle Amik köyünü sonsuz bir aşk bağı ile birleştiren şu hikâye Van dolaylarında herkesin bildiği, söylediği bir efsane olarak anlatılmaktadır: Vaktiyle Amik köyünden delikanlının biri Adilcevaz dizdarının güzel kızın âşık olur. 

Delikanlı her gece koskoca gölü yüze yüze karşıya geçer, sevdiğiyle görüşürmüş. Dizdarın kızı da, sevgilisi kendisini kolayca bulabilsin diye, kıyıdaki yüksekçe bir taşın göle bakan cephesinde ışık yaktırırmış. 

Bu iki sevgili,  böyle uzun bir müddet buluşmaya devam ederler. Delikanlı her gece gölü yüzerek geçer, sevgilisi de kıyıda ışığı yakar. Ne delikanlı gölün dalgalarından korkar, ne de dizdarın kızı babasından...

Bir gece kuvvetli fırtına ışığı söndürür. Bütün aramalarına rağmen ışığı göremeyen delikanlı azgın dalgalarla boğuşa boğuşa perişan olur. Sonunda kaybolup gider. 

Sevdiği gencin gelmediğini gören genç kız sabaha kadar bekler. Sonunda Allah’a yalvarmaktan başka çare bulamaz: “Allah’ım, ya benim de canımı al, veya beni taş yap; kıyamete kadar sevgilimin başucunda kalayım.” 

Duası kabul olan kız taş olur. Bugün Adilcevaz’da, gölün kıyısında bir taş vardır.  Adına Kıztaşı derler ve ilâve ederler: “Bu, gölün dalgaları arasında kaybolan sevgilisini bekleyen dizdarın kızıdır.

Bu haber toplam 12130 defa okunmuştur
YORUMLAR
soru
Seda MANEVAR
Acaba neden kopyala yapıştır yapılamıyor?

Editörün Notu: Değerli okuyucumuz sistem özelliklerinden dolayı bazı bilgisayarlardan sitemizde kopya/paste yapılamıyor. Size lazım olan bilgiler için, iletişim sayfamızdan ilgili sayfa bilgileri için mail adresinizle birlikte talepte bulunursanız bilgiler mail adresinize gönderilecektir. İlginize teşekkür ederiz. Saygılarımızla...
25 Ocak 2011 Salı 19:13
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse