1. HABERLER

  2. YAZARLAR

  3. Kim İçin Bizi Öldürüyorsunuz?

Kim İçin Bizi Öldürüyorsunuz?

Öldürülüyoruz, taşlanıyoruz, yakıyoruz, yıkıyoruz… Kardeşliğimizi mahvettiğimiz gibi oynanan oyunları da bozamıyoruz, öfkemize yenik düşüyoruz… Dün bahar gelen dağlarımızdan cenazeler taşıyoruz…

A+A-

Öldürülüyoruz, taşlanıyoruz, yakıyoruz, yıkıyoruz… Kardeşliğimizi mahvettiğimiz gibi oynanan oyunları da bozamıyoruz, öfkemize yenik düşüyoruz… Dün bahar gelen dağlarımızdan cenazeler taşıyoruz…

Biliyoruz, "Savaş insanı mahveden kötülüklerin en önemlisidir. Savaş milletlerin varlığını yok eder; en güzel ülkelerin ziyan olmasına sebep olur; en iyi insanları yok eder ve kötülükleri yüceltir; bir ülkeye her türlü karışıklığı, anarşiyi ve yozlaşmayı getirir"

İnanıyoruz, "Halk sokaklarında silah sesi değil mutlu koşuşturan çocukların sesini duymak istemektedir. Çocukları için kurdukları hayaller korkulardan uzak, onurlu ve haklarını elde etmiş, kimliğinden taviz vermeden herkesle barışık mutlu bir yaşamdır."

Ama görüyoruz, Şehit annesi tabuta baktı- baktı ve bir annenin ağzından çıkabilecek sözleri ağlayarak, ağlatarak söyledi: "Ben evladıma araba çarpar ölür diye bisiklet almadım. Siz nasıl kıydınız"

Bu lafa hangi yürek dayanır, hangi vicdan susabilir. Şimdi evladını toprağa verdikten sonra kuzusunun sevdiği yemeği bir daha nasıl pişirecek bu anne,  evde nasıl ayakta duracak… Anneyi kim duyacak?

Haymanalı Ali Koç'un anne ve babasını kim teskin edecek.  Acı haber bu ne coğrafya tanıyor ne mekan ne zaman.  Hac için bulundukları  kutsal topraklarda kara haber buldu onları… Kurban gelmeden yavrularını  kurban verdiler. Beytullahı gözyaşları ile ıslattılar ve yanan yüreklerini zemzem bile soğutamadı. Kendilerini Cennetül Bakiye attılar, dümdüz mezarlara baktılar daldılar gittiler…"Dünya ne garip bir handır" dedi bir ses diğeri "sabret, imtihandır." dedi.

Manavgat'ta baba ay sonu düğününü yapacağı oğlunun haberini alınca anladı kara haberin tez geldiğini. Gece helal ekmek için alın teri döktüğü otelde buldular onu. Geçen yıl 17 yaşında kansere kurban verdiği oğlunun acısı daha dinmemişken yeni acıya nasıl dayanacağım dedi etrafına boş boş bakarak. Sarıldılar, ağladılar, ağladılar. Erkekler de ağlar hem de hıçkıra hıçkıra onu da öğrendiler.

Yarbay İlker Çelikcan'ın 95 yaşındaki babaannesi Dilber Çelikcan torunun şehit haberini alınca hiç kimseye bir şey söylemedi. Bu coğrafyanın bütün acıları yüzüne yansımış şekilde bakakaldı. Yeleğinin cebinden çıkardığı mendili aldı bir köşeye çekildi ve hüngür hüngür ağladı. Etrafa baktı, önüne baktı ve duvardaki fotoğrafı aldı kokladı ve "nereye gidiyorsun" dedi içinden, nereye gidiyorsun…

Adana'da toprağa verilen polis memuru Mustafa Turanlı'nın annesi, “Beni buraya gömün oğlum üşür” diyerek toprağı üşüttü. Kızkardeşi, “Bakın belki nefes alıyordur, belki o değildir” diyerek bizi nefes alamaz hale getirdi.

Cizre'de 13 yaşındaki Cemile Çağırğa evine isabet eden mühimmatla öldürüldü. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle cenaze evdeki derin dondurucuda bekletildi. Annenin göz yaşları derin dondurucuda Cemile'nin üzerinde dondu ve Cemile toprağa verildi. Şimdi o derin dondurucunun ismi Cemile oldu… O evde Cemile için zaman dondu, Cemile dondu…

Pamuk, fındık ve mercimek için yola çıkan, inşaatlarda çalışan, evi yakıldığı ocağı söndüğü için Büyükşehirlere gelmek zorunda kalanlar şimdi nereye gitsinler. Namazında niyazında, işinde gücünde bir yaşlı amcayı bile dövenler o yaşlı amcanın ağlayarak söylediği  “Ben ne yaptım” sözüne ne diyecekler. O sakallarından akan yaşlara kurban olmak varken onu kurban seçenlere ne demeli. Dövülen amcanın, “Biz amcası Hz.Hamza'yı şehit eden Vahşi'yi affedecek kadar yüce gönüllü Peygamber'in ümmetiyiz.Müminler Kardeştir” demesi karşısında nasıl hesap vereceğiz. Nasıl bir hastalıktır ki bir yaşlıyı darp ettirdi, nasıl bir Müslümanlıktır ki, bu haksızlığı yaptırdı…

Mehmet Hüseyin Balta'yı çoğumuz bilmez… Bizler çaylarımızı içerken Diyarbakırlı Mehmet Mardin Dargeçitte askerken PKK tarafından öldürüldü. Balta Kürt'tü. Türkçe bilmeyen annesi Kürtçe ağıtlarla uğurladı Balta'sını… 2 ve 4 yaşlarında iki kız çocuğu bulunan Şehit Balta'nın çocuklarına ne diyeceğiz. PKK babanı babanın hakları için mi vurdu diyeceğiz, bu yalana inandırabilir miyiz… İnandıramayız…

Recep Beycur ile Rıdvan İpek, Erzurumlu. Aynı köyden akraba  ve çocukluk arkadaşları. İkisi aynı mahallede büyüdü aynı okula gittiler ve gurbette aynı konfeksiyonlarda uzun süre çalıştılar. Yedikleri ayrı gitmezdi. Akrabalıktan öte iki kardeş gibi büyüdüler. Biri askerdi öldürüldü diğer PKK'lıydı. Şimdi aynı mezarlığa defnedildiler. Mezarları bile ayrılmadı. Şimdi akrabalarının acısını nasıl azaltacağız…

Ölümler üzerinden siyaset yapmayan vicdanlara soralım; Siz şehit oğlunun postalına çiçek diken annenin acısını nereden bileceksiniz?

Siz çocuğunu evdeki derin dondurucuda saklamak zorunda kalan anneyi neye inandıracaksınız?

Siz öldürülen kuzusunun yemeğini evde pişirmeye cesaret edemeyen anneye ne söyleyeceksiniz?

Siz yan ranzada yatan,”Tilki şehit”, koğuşun en küçüğü Terliksi Şehit, Ula Ankaralı alt devreler gelecek uşağım diyen Laz er şehit, yorganımı çekiştiren kobracı Murat şehit” diyen er Şahin Şimşek'e ne diyeceksiniz?

Siz anasız babasız büyüyen Barış Akkabak'ın cüzdanında sadece annesinin fotoğrafının çıktığını ve annesinin yanına defnedilmesi sonrası, “artık bütün askerler benim oğlum” diyen  dayısını hayata nasıl tutunduracaksınız?

Siz 95 yaşında köşesine çekilen babaanneye torununu nasıl vereceksiniz?

Siz PKK'ya  bizim için ne öl ne öldürün diyebiliyor musunuz?

Siz PKK'ya tepki göstereceğim diye sokaktaki Kürd'ü dövene,  “senin yaptıklarının PKK'dan bir farkı yok” diyebiliyor musunuz?

Bu ülke hepimizin, başka gidecek yerimiz yok… Kimse kimseyi yerinden etmek için uğraşmasın hepimize yetecek kadar yer var...

Ey PKK, Allah rızası için, eğer Kürtleri çok seviyorsan şiddetin nedeniyle hayatımızı zindan etmekten vazgeç, bırak bu silahı, çık sınır dışına bu ülke normalleşsin… Sonrası zaten beraber büyüyerek, demokratikleşerek kendiliğinden gelir…

Ey Devlet, bütün tahriklere rağmen, öldürmelere rağmen ne olursun mücadelede ayrımını doğru yap. Toptancılıktan kaçın… Devletin caydırıcını gücünden vazgeçme, “Milli Projeni” de devam ettir.

Malazgirt'le Anadolu ve Kudüs'ün kapılarını Türkler ve Kürtler ortaklıkları ile beraber açtı. Çaldıranda Ortadoğu'nun kapıları yine bu birliktelikle açıldı. Kurtuluş savaşında bu ortaklıkla bu ülke Çanakkale ruhunu oluşturabildi. Şimdi yeni bir ortaklık kurmuşken, Anadolu'ya hapis olmaktan kurtulacakken bu oyunu bozalım…

Gelin çocuklarımız için vicdanı elden bırakmayalım… Gelin kardeşliği tekrar büyütelim…Birbirimizi kandırmadan birbirimize tekrar inanalım…

Nevzat ÇİÇEK - TİMETÜRK

Bu haber toplam 1396 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.