03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kar Üstünde Amerikan Beyzbolu
18 Ocak 2012 Çarşamba 13:39

Kar Üstünde Amerikan Beyzbolu

Adilcevaz İlçesi'ne bağlı Göldüzü Köyü'ndeki gençler, soğuk havaya rağmen kar üstünde Amerikan Beyzbolu oynuyor.

Adilcevaz İlçesi'ne bağlı Göldüzü Köyü'ndeki gençler, kış mevsiminde boş zamanlarını beyzbol oynayarak geçiriyor.

Soğuk havaya rağmen kar üstünde beyzbol oynamaktan zevk aldıklarını belirten köylü gençler, asırlardır bu bölgede beyzbol oynandığını ve boş zamanlarını böyle değerlendirdiklerini söyledi.

İki grup halinde ellerine aldıkları balta sapları ile beyzbol müsabakası yapan gençler, "Amerika'nın beyzbolu varsa bizim de 'Kürt beyzbolumuz' var. Dede ve babalarımız da bu Oyunu oynuyordu. Şimdi biz oynuyoruz. Yani bu Oyun asırlardan beri bu bölgede oynanıyor. Özellikle kış mevsiminde oynuyoruz. Çünkü yerdeki kar, yere düştüğümüzde sakatlanma veya yaralanma riskini ortadan kaldırıyor. Soğuk havada oynuyoruz ama soğuğu hissetmiyoruz. Zamanımızın nasıl geçtiğini de farketmiyoruz. Bu Oyunu oynamaktan büyük zevk alıyoruz." diye konuştular.

Gençler yörede bu oyunu toplu ağaç diye adlandırdıklarını da dile getirdi.

TOPLU AĞAÇ: Çok sayıda oyuncu ile oynanır. Başlangıçta iki grup oluşturulur. Önceden belirlenmiş yerlerde duran oyunculardan biri topa ağaçla vurur. Diğer grubun elemanı ise topu tutmaya çalışır. Eğer topu tutamazsa oyuna yine aynı grup devam eder. Şayet topu tutarsa sıra kendi grubuna geçer. 

DHA

Bu haber toplam 2789 defa okunmuştur
YORUMLAR
adı israil beyzbolu olsaydı
boşver
Editörün Notu: Birlik, Beraberlik ve Kardeşlik Duygularını Zedeliyici, Adı Soyadı Belirtilmeyen, Küfür, Hakaret, Rencide Edici Cümleler veya İmalar, İnançlara Saldırı İçeren ve Büyük Harflerle Yazılmış Yorumlar Onaylanmamaktadır. Lütfen Kurallar Dahilinde Yorumlarınızı Yazınız... İlginize Teşekkür ederiz. Saygılarımızla!...
21 Ocak 2012 Cumartesi 18:29
TOPLU AĞAÇ
Ail
Oyunun Türk beyzbolu veya Kürt beyzbolu olması önemli değil. Çocukluğumuzda oynadığımız, şimdi ise bizim çocuklarımızın adını bile bilmedikleri TOPLU AĞAÇ. Çok eskilerde hayvanları kaşağı yapıp onların kıllarından top yapıp oynarlarmış. Bizim zamanımızda lastik toplarla oynardık. Şimdi ise maalesef çocuklar bilmiyor. Eğer köyde kardeşlerimiz bu oyunu yaşatıyorlarsa onları tebrik ederim. Bir çok oyun kayboldu. Yeni nesillere aktaramadık. Kimsede öncülük edip bu değerleri yeni kuşaklara aktarmıyor. Şimdi gelelim oyun beyzbola benziyor. Çok az farklılıklar vardır. Acaba diyorum bu oyunu Amerikalılar bizden mi, yoksa biz mi Amerikalılardan öğrendik. Asıl olan bunu araştırmak. Belkide onlar bizden çalıp götürmüşlerdir. Yada biz onlardan çalmışız.
19 Ocak 2012 Perşembe 20:44
Biraz dikkat!
VS
Site yöneticilerinin her yoruma bir cevap yazması gerekmez. Aksi takdirde bataklığa düşen insanın durumuna düşerler; çırpındıkça batar. Başlığa gelince gerçekten olmamış. Bu başlık için "Kürt Beyzbolu" gibi "Türk Beyzbolu" konması da yanlış olurdu. Bu oyunun adı bal gibi çocukluğumuzda oynadığımız TOPLU AĞAÇ'tır. Oyunun adının BEYZBOL olması da oyuna asalet katmaz.

Editörün Notu: Çok Değerli Hocam, uyarınız için çok teşekkür ederiz...
19 Ocak 2012 Perşembe 16:24
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse