1. YAZARLAR

  2. Tuğçe ŞEN

  3. Gizemli Ev Sahibi Göbeklitepe
Tuğçe ŞEN

Tuğçe ŞEN

Seyahat Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Gizemli Ev Sahibi Göbeklitepe

A+A-

Göbeklitepe, evet...

Önce derin bir nefes alıp zihnimde adeta dans eden cümleleri nasıl bir araya getireceğimi ve Göbeklitepe’nin hikayesini sizlere nasıl layıkıyla aktarabileceğimi düşünüyorum..

İnsanda gerçek bir zamanda yolculuk hissi yaratan bu gizemli dünyaya attığınız ilk adımdan sonra bir daha etkisinden çıkabilmek asla mümkün olmuyor.. Neredeyse tüm arkeolojik bulguları gölgede bırakan ve bilindik tüm tarihlemelerin sil baştan temize çekilmesine sebep olan Göbeklitepe, inanılmaz enerjisi ile adeta tüylerinizi ürpertiyor arkadaşlar.

Hal böyle olunca da, işime bir kez daha büyük bir aşkla bağlanıp, geçiyorum bilgisayarımın karşısına.


1-021.jpg
Balıklı Göl’den, sular altında yatan Halfeti’ye kadar inanılmaz güzelliklere ve binlerce yıllık köklü bir tarihe ev sahipliği yapan Şanlıurfa’nın yaklaşık 18 kilometre doğusunda yer alan Örencik Köyü yakınlarında bulunan Göbeklitepe’ye vardığımızdaki heyecanımı anlatacak kelime bulmak gerçekten zor..

Dünya medeniyetler tarihinde Mezopotamya’nın her daim ayrı bir öneme sahip olduğunu hepimiz biliriz..

Bu kadim topraklar, binlerce yıl boyunca farklı medeniyetlere ve kültürlere ev sahipliği yapıp, her dönemin zenginlikleri ile yoğrulup, insanlık tarihinin bir nevi hatıra defteri olma görevi üstlenmiş gibi.. Ve tarihin sıfır noktası olma özelliği ile Göbeklitepe, bu hatıra defterinin en sevdiğimiz arkadaşımıza ayırdığımız ilk sayfası..

Gelin bakalım, neler yazıyormuş bu ilk sayfada..

Yaklaşık 12000 yıllık tarihiyle Göbeklitepe; Mısır’daki piramitlerden 7000, İngiltere’de bulunan Stonehedge’den de 6000 yıl daha eski ve an itibariyle dünya tarihinin bilinen en eski tapınağı konumunda.. Tarihi, hikayesi ve tüm önemiyle adeta göz kamaştırıyor ve insanın tüylerini ürpertiyor.. Hala piramitlerin o dönemde nasıl yapıldığı konusu zaman zaman dünya gündemine gelirken, Göbeklitepe adeta derin bir uykudaymış da, haberimiz yokmuş..

İlk keşfi 1963 yılına dayansa da, Göbeklitepe de tıpkı benim gibi uykusundan uyanmak için alarmını defalarca ertelemiş ve nihayet 2018 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınarak dünya gündemine oturmuştur.. Hatırlarsanız, 2019 yılı da ‘Göbeklitepe Yılı’ ilan edilmişti..

Göbeklitepe, Neolitik öncesi döneme ilişkin en önemli keşif alanı olma özelliğini taşıyor ve insanlık tarihinin yeniden yazılmasına vesile olmuş durumda..

Gün Yüzüne Çıkış

Evet arkadaşlar, Göbeklitepe ilk olarak 1963 senesinde İstanbul Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi iş birliği ile bölgede yapılan ‘Güneydoğu Anadolu Araştırma Projesi’ çalışmaları sırasında keşfediliyor ve fakat önemi yeterince anlaşılamadığı için bu keşif tam anlamıyla aydınlanamıyor..

2-024.jpg

1986 yılında ise Göbeklitepe’nin bulunduğu arazinin şimdiki sahibi Mahmut Yıldız’ın öz amcası Şavak Yıldız, tarlasını sürerken iki adet taş buluyor ve bu taşlar nedir ne değildir öğrenmek için Şanlıurfa Müzesi’ne götürmek üzere taşları at arabasına yükleyip 20 kilometre yol gidiyor.. Dönemin müze müdürü arkeolog olmadığı için, ne Şavak Yıldız’a ne de taşlara gereken ilgiyi göstermiyor ve üzerlerindeki motifler görülebilsin diye tertemiz yıkanmış taşları kireçtaşı zannederek “bunlar kireçtaşı, alın bunları götürün” diyor.. Onca zahmet çekip, onca yol geldikten sonra beklediği ilgiyi ve ikramı göremeyen Şavak Yıldız, 50 derece sıcakta taşları köye geri taşımak istemiyor ve müzenin bahçesine bırakıyor.. Taşlar, 4-5 sene bahçede atıl bir şekilde kalıyorlar..

foto-3-savak-yildiz.jpg

Yıllar sonra, bölgedeki Neolitik Çağ dönemine ait höyükleri inceleme çalışmalarında bulunan ve o zamanlar stajyer olan Alman Arkeolog Profesör Klaus Schmidt, Atatürk Barajı sularının altında kalan  Nevali Çori’den çıkarılan eserlerin taşınması için Şanlıurfa Müzesi’ne gidiyor.. Schmidt müzeye gittiğinde bahçede gördüğü taşlar ilgisini çekiyor ve müze görevlilerinden bilgi alarak Şavak Yıldız’a ulaşıp bölgede incelemeler yapmaya başlıyor.. Bulduğu taş örnekleri bölgeye olan merakını arttırıyor ve 1994 yılında kazı çalışmaları yapabilmek için izin isteniyor.. Gerekli izinler alındıktan sonra, Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Urfa Müzesi tarafından ortak yürütülen bir çalışma ile, esas serüven 1995 yılında başlıyor..

foto-4-heykel.jpg

Göbeklitepe’nin kâşifi olarak anılan ve 2007 yılında kazı çalışmalarının başına getirilen, Mezopotamya aşığı Alman Arkeolog Prof. Klaus Schmidt, yıllarca süren kazı çalışmalarını çok yakından takip etmiş, gelen misafirlerle yakından ilgilenmiş ve onlara gezilerinde rehberlik etmiş.. 1978 yılında ilk olarak Norşuntepe kazılarına katılıp o tarihten itibaren bir daha Mezopotamya’dan kopamayan Schmidt, 2014 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu maalesef aramızdan ayrılmış..

Göbeklitepe tarihinin dayandığı zamanlara baktığımızda insanlığın daha yerleşik yaşama geçmediğini, avcı ve toplayıcı olarak göçebe yaşam sürdükleri düşünülüyordu.. Tarih kitaplarından hepimiz aşinayız insanlığın tarımın keşfiyle yerleşik hayata geçtiğine, hatta Neolitik Çağ’da demir dahi kullanmayı bilmediklerine, çanak çömlek yapımına bile başlamadıklarına.. Hepimiz böyle öğrendik.. Ancak Göbeklitepe’nin gün yüzüne çıkışıyla tüm bu bilgiler hatta çok daha fazlası tekrardan yazılır oldu..

1995’te başlayan kazı çalışmaları günümüzde halen titizlikle devam ediyor şimdiye kadar bölgede birbirlerine benzerlikleriyle dikkat çeken ve anlamları henüz tam olarak çözülemeyen altı tapınak bulundu.. Ancak Göbeklitepe’nin şimdiye kadar gün yüzüne çıkandan çok daha fazlası olduğu düşünülüyor.. Yapılan jeomanyetik çalışmalar sayesinde bölgedeki tapınakların 20’ye kadar ulaşabileceği tahmin ediliyor..

Göbeklitepe’nin ne olduğu hakkına çeşitli teoriler de elbette ki mevcut, en eski yerleşim yeri, takas noktası, dünyanın ilk tapınağı, ilk toplanma yeri, üzerinde en çok konuşulan teoriler... En kabul göreni ise benim de bahsettiğim gibi Göbeklitepe’nin dünyanın ilk tapınağı, ilk inanç merkezi oluşu ve alanındaki genişlik nedeniyle dünyanın bilinen en büyük tapınağı oluşu.. Dev sütunlardan ve üst üste dizilmiş ağır taşlardan oluşan Göbeklitepe’nin dönemin imkanlarının çok ötesindeki inşa tekniği ve süreci hala gizemini koruyor..

İnsanları temsil ettikleri düşünülen, dairesel bir biçimde dizilen ve sayıları bazen 10 bazen 12 olan T şeklindeki sütunların etrafı taş duvarlarla örülmüş.. Bu yapının ortasındaki iki büyük dikili taş, karşılıklı yerleştirilmiş ve tapınağı oluşturan taşların üzerine tasvir edilen aslan, boğa, yılan, akrep gibi hayvanların, insan ve soyut varlıkların sembolleri ise kabartma ya da oyma teknikleri ile resmedilmiş.. Ayrıca ek olarak sütunlar üzerinden yer verilen bu sembollerin de günümüze kadar bilinen ve Neolitik Çağ’dan kalan en eski resimler olması da Göbeklitepe hakkında bilmemiz gereken ve hayranlık uyandıran bir diğer özellik... Aynı zamanda o dönemlerde yaşayan insanların eşit olduğu ve sınıf ayrımı yapılmadığı düşünülürdü ancak buldular Göbeklitepe’nin yapımında kimilerinin uzman kimilerinin ise işçi olarak çalışması gerektiğini gösteriyor ve böylelikle yeni bir bilgi daha edinmiş oluyoruz. Ayrıca, ait olduğunu döneme göre oldukça ileri mimari tekniklerinin kullanıldığı da ayrı bir gerçek..

5-008.jpg

Bazı sütunların ağırlıklarının 40 ile 60 ton arasında değiştiği biliniyor ve o dönemin şartlarında bu taşların alana kimler tarafından ve nasıl getirildiği de bir sır olarak çözülmeyi beklerken sütunların bazılarında el ve parmakların var olmasından dolayı bazı eserlerin insanları temsil ettiği düşünülüyor.

Sütunların bulunduğu zeminin ise özellikle sıvı geçirmeyecek şekilde kaplanmış olması kesinlikle çok başka boyut.. Böyle bir zemine ihtiyaç duyulmasının amacı tapınakta kan ya da alkol benzeri maddelerle bazı ritüellerin gerçekleştirildiği fikrini destekliyor.. Alkol konusu geçmişken, Göbeklitepe’nin erken dönem alkollü içecek üretimi konusunda da öncü olduğu düşünülüyor.. Araştırmacılar tahıl örnekleri üzerinde fermantasyon belirtileri saptamış, ayrıca tapınak kalıntılarının çevresinde de bira varillerine benzeyen ekipmanlar bulunmuş. Biranın da ham maddesi buğday olunca, buğdayın ana yurdu böylelikle Göbeklitepe kabul ediliyor..

Sizlere bir bilgi daha veriyorum ve yazımın yavaş yavaş sonlarına geliyorum canlarım. Peki Göbeklitepe’nin ilk beyin ameliyatının yapıldığı yer olduğunu söylesem? Evet yanlış okumadınız, ilkel çağlara ait beyin ameliyatı izlerine rastlanan bir kafatasının bulunması bilim adamları tarafından bu şekilde yorumlanıyor..

İçerisinde daha 200’den fazla dikilitaş daha olduğu düşünülen Göbeklitepe’nin insan eliyle saklanmış olabileceği düşünülüyor.. Bunu düşündüren neden, dairesel yapının içerisindeki kireç taşı ve toprak yapısının homojen olması.. Ayrıca pek çok kalıntının da tapınak kapatılmadan önce temizlenmiş olması, bu alanın bilinçli bir şekilde gömüldüğünü, diğer anlamıyla kapatıldığını ifade ediyor olabilir.. Ne yazık ki neden kapatıldı sorusunun cevabı henüz yok.. Göbeklitepe’deki tüm eserlerin gün yüzüne çıkmasının daha onlarca yıl süreceği belirtiliyor..

Göbeklitepe’nin aşina olduğumuz o meşhur fotoğrafı ise şu ana kadar keşfedilen yapılar arasında en iyi korunmuş olan D yapısı olup, şimdilik sadece A, B, C, ve D harfleri ile bölümlendirilen dört bölümden oluşan kazı alanı ahşap bir yürüyüş platformu ile çevrelenmiş durumda..

foto6-001.jpg
Eğer Göbeklitepe’nin gizemlerine dair ipuçlarını, bulunan eserlere ait imitasyonlar ve canlandırmaları görmek isterseniz Türkiye’nin en büyük müzesi unvanına sahip Şanlıurfa Müze Kompleksi’ni ziyaret ederek görmeniz mümkün.. Bence Şanlıurfa’ya gelince kesinlikle ilk başta buraya gitmelisiniz..

Zaman ne gösterir bilemiyorum gerçekten ve tahmin edildiği gibi 150 yıl sürer mi ama Göbeklitepe’nin kendine has ruhunu ve birçok sırrını sakladığını hissedebiliyorum.. Böylesine mistik ve gizem dolu bu arkeolojik alanı ziyaret ettiğim ve Göbeklitepe’nin hikayesine yakından şahit olduğum için gerçekten çok mutluyum..

Bir sonraki rotamızda buluşmak üzere demeden önce, bizlere vakit ayırdığı ve bölgenin hikayesini birinci ağızdan dinleme şansını sunduğu için Göbeklitepe’nin bulunduğu arazinin şimdiki sahibi Mahmut Yıldız’ın oğlu Mehmet Tarık Bey’e çok çok teşekkür ediyoruz.

mahmut-yildiz.jpg

Bu yazı toplam 641 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Yazılan yorumlar hiçbir şekilde www.adilcevaz13.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.