03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Cami Bahçesi mi Yoksa Düğün Salonu mu?
04 Ekim 2012 Perşembe 16:59

Cami Bahçesi mi Yoksa Düğün Salonu mu?

Bitlis merkezde bulunan Gazi Bey Camii bahçesinin gayri İslami düğünler için kiraya verilmesi, tepkilere neden oldu.

Bitlis merkezde bulunan Gazi Bey Camiinin bahçesinin gayri İslami düğünler için kiraya verilmesine tepki gösteren halk, durumu rezalet olarak değerlendirdi.

İki katlı olan caminin alt katı önceleri Kur'an eğitiminin yapıldığı, hafızların yetiştirildiği Kuran Kursu ve insanların ibadetlerini yaptığı ve hala mihrabı olan mescit olarak kullanılıyordu.

Geniş bahçesi ve bu bahçeyi gölgelendiren meyve ağaçların bulunduğu caminin alt katı sonraları vakıflar bölge müdürlüğünce fakir, mağdur ve kimsesizlere sıcak yemeklerin çıkarıldığı vakıflar bölge müdürlüğü Bitlis imareti olarak kullanıldı.

2005'ten sonraki dönemde burası vakıflar bölge müdürlüğü tarafından değerlendirilmesi için belediyeye kiraya verildi. Belediye tarafından kiraya verilen ve çay bahçesi olarak kullanılan bahçede, zaman zaman gayri İslami düğünler de yapılıyor. Cami bahçesinde yapılan bu düğünler halkın büyük tepkisine neden oldu.

Konuyla ilgili görüştüğümüz müftülük yetkilileri ise, buranın il müftülüğüne devredilmesi için vakıflar bölge müdürlüğüne yazılı olarak başvurduklarını ve hala olumlu veya olumsuz cevap almadıklarını belirterek, "Müftülüğümüze devredildiği takdirde orayı tekrar kuran kursu ve mescit olarak kullanacaklarını" ifade ettiler.

Şükrü Tontaş - İLKHA

Bu haber toplam 1493 defa okunmuştur
YORUMLAR
allah günahlarımızı affetsin
kader
bu habere şaşırdım doğrusu nasıl olur böyle bir şey yapılır düğün konvoyu mezarlık, cami yanından geçerken bile sayı gereği çalan müzük aleteri varsa kapatılırken bunlar nasıl olurda caminin bahçesinde düğün yaparlar demek camiyede saygı kalmamış
05 Ekim 2012 Cuma 09:32
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse