24 Temmuz 2016 Pazar
15 Temmuz Darbe Girişimi Üzerine
Ve Millet Kazandı
Başkanın Darbeye Karşı Yiğit Duruşu
Darbeye Evet Diyenler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Bitlis İlimizin Tarihçesi ve Coğrafi Konumu
16 Ekim 2010 Cumartesi 15:42

Bitlis İlimizin Tarihçesi ve Coğrafi Konumu

Bitlis, ismini Mekadonya Kralı Büyük İskender’in (Alexander), şehirde bulunan kaleyi yaptırttığı komutanlarından “Bedlis’ten” almaktadır.

Bitlis, ismini Mekadonya Kralı Büyük İskender’in (Alexander), şehirde bulunan kaleyi yaptırttığı komutanlarından “Bedlis’ten” almaktadır.

Geçmişi M.Ö. 2000 yılına kadar uzanan bir yerleşim merkezi olan Bitlis’te Urartu, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve Bizans dönemlerine ait izlere rastlanılmaktadır.

M.Ö. 400 ile M.Ö.11 yüzyılları arasında Urartuların yerleşim alanı olan Bitlis, daha sonra sırası ile M.Ö. 7. yüzyıla kadar Asurların, 6. yüzyıla kadar Medlerin, 4. yüzyıla kadar da Perslerin hakimiyeti altında kalmıştır. M.Ö. 4. yüzyılda Mekadonya Kralı Büyük İskender’in yönetimine giren Bitlis, M.S. 2. yüzyılda Doğu Roma İmparatoru Trayan tarafından ele geçirilmiş, M.S. 7. yüzyıla kadar Bizanslıların hakimiyeti altında kalmıştır.

Türklerin 11. Yüzyılla birlikte başlayan Anadolu akınları sırasında önemi bir uğrak yeri haline gelen, bu tarihlerde Alpaslan ve ordularını Ahlat’ta konuk eden Bitlis, Türklerin Anadolu’ya açılmasında çok önemli bir rol de üstlenmiştir.

Halife Ömer zamanında (641) İslamiyetle tanışan Bitlis; Emeviler, Abbasiler ve Mervanilerin yönetiminde kalmış, 1071 yılında Türklerin Anadolu’ya girişinden itibaren de çeşitli Türk Beyliklerinin idaresinde, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşuna kadar gelmiştir. 1537 tarihli bir İcmal Defterinde Bitlis; çevresindeki Tatvan, Ahlat, Muş, Bulanık ve Hınıs nahiyelerinin kendisine bağlı olduğu bir Osmanlı ili olarak gösterilmektedir.

1514 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı idaresine katılan Bitlis, yörenin ilim, sanat ve kültür merkezi haline gelmiştir.

Daha sonra Muş sancağına bağlı bir kaza olarak 19. yüzyılın ortalarına kadar gelen Bitlis 1879 'da Siirt, Muş, Genç, Bitlis Merkez sancaklarının da bağlı olduğu 4 sancak, 19 kaza, 8 nahiye ve 2088 köyden oluşan Vilayet Merkezi olmuştur. O zamanki Bitlis Merkez sancağının sınırları bugünkü Bitlis İlinin sınırlarına denk düşmektedir.

Bitlis 17, 18 ve 19. yüzyıllarda bölgenin kültür ve sanat merkezi olmuştur. Dönemin medrese, camii, külliye, han ve hamam gibi yapıları bugün ilin geçmişteki o parlak döneminin tanıkları olarak halen zamana inat edercesine ayakta durmaktadırlar.

1915 yılında Ruslarca işgal edilen Bitlis, Gazi Mustafa Kemal Atatürk komutasındaki 16. Kolordu ve Çanakkale Cephesinden gelen 2. Ordu birliklerince 08 Ağustos 1916'da düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı başlarken nüfusu 40.000'e yaklaşan Bitlis, Rus işgali sırasında büyük bir yıkım ve göç yaşamış, özellikle ermeni çetelerinin katliamı sonucu il merkezinin nüfusu birkaç yüz kişiye kadar inmiştir. Bu sosyal, kültürel ve ekonomik çöküntünün sonucu olarak 12 Haziran 1929'da 1509 sayılı kanun ile Muş iline bağlı ilçe yapılan Bitlis 1936 yılında yeniden il olmuştur.



İLİN COĞRAFİ KONUMU


Genel Konumu:Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Bitlis İli, 41º 33º ve 43º 11’ doğu boylamlarıyla 37º 54’ ve 38º 58’ kuzey enlemleri arasında kalmaktadır. İli doğudan Vangölü, güneyden Siirt, batıdan Muş, kuzeyden de Ağrı illeri çevreler. Kaba çizgileriyle karasal özellikler gösteren Bitlis iklimi, gerçekte doğunun sert ve karasal iklimiyle Akdeniz iklimi arasında bir geçiş niteliği göstermektedir. İlde kışlar soğuk, yazlar ise sıcak ve kurak geçer. İl merkezinde yıllık sıcaklık ortalaması 34 Cº, yağış ortalaması ise 975,7 m3 ‘tür.


Dağlar : İl topraklarının yaklaşık % 71’ lik bölümünü kaplayan dağların yükseklikleri genellikle 2000 metreyi aşmaktadır. Yeryüzünün sayılı volkanik dağlarından olan Nemrut ve Süphan da il sınırları içerisinde yer almaktadır.

Süphan Dağı : İlin kuzeydoğusundaki Süphan 4058 metrelik doruğuyla ülkenin ikinci yüksek dağıdır. Tipik bir volkan olan dağ, sıvı lavlar, sünger taşları ve küllerden oluşmuştur.

Nemrut Dağı : İl topraklarının kuzeyinde yer alan volkanik Nemrut Dağı’nın yüksekliği 3050 metredir. Kesik bir koniyi andıran bu dağın tepe çapı 6 km² ‘dir. İç kısmında 6 km uzunluğunda, 2 km genişliğinde tatlı su gölü etrafında birkaç tane sıcak su kaplıcası ve buhar kaplıcası vardır.

Nemrut Dağı en son 1441 yılında bir püskürme daha yapmıştır. Meydana gelen kalderanın en yüksek kenarı 3000 m. yüksekliğindedir.

Ziyaret Dağı : İlin kuzeyinde, Süphan’ın batısında yer alan Ziyaret Dağı düzenli bir sıradağ durumundadır. Dağın yamaçları dik ve oldukça bozuk görünümlüdür. Sıradağ en yüksek noktasında 2542 metreye değin ulaşmaktadır.

Volkanik yapılı bu dağlar dışında, ilin güneyinde iki dağ dizisi daha vardır. Bunların ilkini Vangölüne dik eğimli yamaçlarla inen ve güneydoğu Toroslar’ın uzantıları olan dağlar oluşturur. Bu sıra dağın güneyindeki Kavuşşahap dağları adıyla anılan ikinci dağ dizisi bulunmaktadır.

Yaylalar ve Platolar : Yayla ve plato tanımına uyabilecek düzlükler il topraklarının % 19’unu kaplar. İl topraklarının % 3’ü yayla ve % 6’sı da plato şeklindedir.

Akarsular : Van Gölü yakınlarından doğan ve bölgedeki dağları, vadileri yardıktan sonra, il sınırları dışına çıkan Garzan ve Bitlis çayları; Güzeldere, Ağkıs ve Orans dereleri ile ilin kuzeyinde doğan Karasu başlıca akarsularıdır. İlin yörece diğer suları arasında da Botan Çayı ile Kömüs, Rabat, Tıkılban, Avih, Kurtikan, Kotom, Sor, Yam, Bıgçık, Armuç, Çalahan, Mutki, Karza ve Kesan dereleri sayılabilir.

Göller : İlde yer alan en önemli göl Van Gölü’dür. İlin öteki gölleri arasında Nazik, Arin, Aygır Nemrut Gölleri ile Süphan Dağı üzerindeki on kadar küçük krater gölü sayılabilir.

Van Gölü : Yurdumuzun en büyük gölü olan Van Gölü 3765 km² alan sahip olup, yarısından çoğu Bitlis İli sınırları içindedir. Batısında Tatvan İlçesi, kuzeyinde Ahlat ve Adilcevaz İlçeleri, güneyde ise Reşadiye Bucağı ile çevrelenmiştir. Bitlis İli sınırları içindeki Van Gölü sahilleri dünyada eşine ender rastlanan doğa güzelliklerine sahiptir. Feribotlarla Tatvan Van demiryolu bağlantısının sağlandığı Van Gölü’nün, Bitlis İli sınırları içinde bulunan kıyı şeridi; kumsalıyla, güneşiyle, suyunun berraklığı ile tarif edilemez değerlere sahiptir. Kara parçalarının göle uzantısıyla meydana getirdiği yarım adaların doğal yapısıyla, yeşilin ve denizin kucak kucağa bütünleştiği görüntüsüyle eşsiz bir doğa harikasıdır.

Nazik Gölü : İlin kuzeyinde bir lâv seddi gölü olan Nazik Gölü’nün yüz ölçümü yaklaşık 30 km²’dir. Denizden 1870 m. yükseklikteki, kar suları ve çevredeki kaynak sularıyla beslenen gölün derinliği 50 m. olup, gölde sazan balığı avcılığı da yapılmaktadır.

Arin Gölü : İlin kuzeyinde, Van Gölü’ne oldukça yakın olan Arin Gölü’nün yüz ölçümü yaklaşık 13,5 km²’dir. Van Gölü’ndeki bir koyun ağız kesiminin dolmasıyla oluştuğu sanılan Arin Gölü’nün suları sodalıdır. Su düzeyi Van Gölü’nden 5 m. kadar yüksektir.

Aygır Gölü : Süphan Dağı’nın güneyinde, dipten kaynayan suları tatlı olan Aygır Gölü’nün alanı 3,5 km²’dir. Balıkta avlanabilen gölün kenarları sazlık ve kamışlıktır.

Nemrut Krater Gölü : İlk olarak 4. Zamanda ve son olarak da 1440 yılında püsküren yanardağın soğumasından sonra oluşan Nemrut Krater Gölü, bir dünya harikasıdır. Tatvan’dan kara yoluyla Nemrut’un zirvesine çıkıldığında. Bir tarafta Van Gölü’nün uçsuz bucaksız görüntüsü diğer tarafta ise 13 km² genişliğindeki Nemrut Krater Gölüyle karşılaşır. Biri büyük, öteki küçük iki gölden oluşan, yer yer sıcak suların kaynadığı ve buhar sızıntılarının gözlendiği dağda 68 adet volkanik çıkış merkezi tespit edilmiştir. Türkiye’nin en büyük krater gölü olan Nemrut; efsanesi, volkanik yapısı, buhar tedavisi ve muhteşem görüntüsüyle 3200 m. yükseklikte keşfedilmeyi beklemektedir.

Bitki Örtüsü : Bitlis’te bitki örtüsü, iklim özelliğine bağlı olarak değişiklikler göstermektedir. İlin kimi yerlerinde orman örtüsü ile bozkır yan yana görülür.

Bu haber toplam 6836 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
SON YORUMLAR
Yazan: Recai Karahan
Saygıdeğer Adilcevazlılar,

Annem ve babamın adını taşıyan yurda el konulduğunu öğrenmiş bulunuyorum. Dört yıldır yaşadığım olumsuzluklarla mücadele etmekte olduğum hepinizin malumudur. Hamd olsun yaşatana, hamd olsun yaşadıklarım karşısın da direnme gücü verip, sabretmemi sağlayana... İnşa'Allah sonuna yaklaştım.

Kur'an ile gerçek mana da, tanıştığım günden beri sadece Allah rızasını kazanma uğraşı içinde olmuş ve öylede yaşamışım. Bundan sonra da her kim ne derse desin... Her ne olursa olsun beni bu yaşam tarzımdan bir adım bile geri attıramayacaktır. Bilir ve inanırım ki, "Allah'a güvenip dayananlar korkuyu tatmayacaklardır. Mahzun ve mahcup olmayacaklardır. Kazanan da onlar olacaklardır."

Sevgili kardeşlerim... Bugüne kadar yaptığım faaliyetlerin hiç birinden ne pişmanlık ne de mahcubiyet duymuyorum… Hiç keşke demedim. Tam tersine “Allah’ım yaşattığın bütün zamana ve faaliyetlerine hamd olsun.” Demişimdir.

Mehmet Kamile Karahan öğrenci Yurdunun oluşması nasıl oldu? Zamanın Akparti Milletvekili(Eski bakan) Bitlis valisi, Adilcevaz Kaymakamı ve Belediye başkanlarının katıldığı Yurdun açılış programın da açıklamıştım. Bir kez daha yazmak durumundayım af edin lütfen…

Çarşıda kalabalık halde dostlarla oturuyorduk, yaşlı olan amcamız yanımıza geldi. Benimle konuşmak istediğini söyleyince kalktım. "Bizim komşunun evinde kız öğrencilerle erkek öğrenciler aynı evde kalıyor" dediğinde dehşete kapılmıştım. Hemen araştırdım, ev verilmediği için öğrenciler ayrı ayrı kapılardan girseler de aynı bahçeye açılan evde kalıyordu. Zamanın kaymakamı Ömer Faruk Bey, Belediye başkanı Selim Arışbaş'ı, haberdar ettim. Kaymakam bey "Yurt yapımı için müracaatlarının olduğunu fakat yatırım programına alınmadığı" devlet adamına yakışır şekilde izah etti.

"İnşa'Allah ben yapacağım." dedim ve harekete geçtim. Arsayı babam bağışladı binanın yapım giderlerinin tamamına yakınını ben karşıladım. Devreye giren cemaat mensubu tanıdıklar vasıtasıyla, bu işlerin işletmeciliğini iyi yaptıkları iddia edilen ve o günlerde oldukça revaçta olan cemaate... Yetkililerin de onayını alarak tapuyu olduğu gibi devrettik.

Cemaatle başkaca ilişkim olmamıştır. Hatta verdiğim öğrenci burslarını, dağıttığım ramazan erzaklarını kendilerin vasıtasıyla dağıtmasını yönünde telkin ve tekliflerde bulunmuşlarsa da, tarafımdan reddedilmiştir.

Sadece zavallı kul alan ben, insanımıza hep yakın yaşadığımın bilindiğini de bilmekteyim. Adilcevaz da, her mahalle de, her köyde yaşayan insanlarımıza aynı duygu ve yakınlık içinde olduğumu bilmektesiniz. Siyasetten uzak durduğum da hafızalarınızda saklıdır. Adilcevaz da, bütün kurumlara, derneklere, cemaatlere aynı mesafede olduğumu ve bu yerlere ziyaretlerimi, desteklerimi… Sorunların çözümü konusunda ataklığımı da yine Adilcevaz da yaşamakta olan herkes inanmaktayım ki, şahitlik edeceklerdir.

İslam, kalpte tasdik, dilde ikrar, yaşam da tatbikatla yaşanabilir. Yurdun yanındaki, Mehmet ve Kamile Karahan İlk Öğretim okulunun yapımında veya başka bir kurum binasının yapılmasına yaptığım katkılardan nasıl pişmanlık duymuyorsam… Mehmet Kamile Karahan Öğrenci Yurdunun yapım aşamasında yaptıklarım dan da pişmanlık duymuyorum. Ayrıca bu konu da geçmişte barınmış olan birçok gencin velilerinden dua ve teşekkür aldığımda hala kulaklarımın dibinde asılı durmaktadır.

Yine zamanın Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül tarafından bizat’i tebrik almış Zat-ı Alilerini telefonla babam ile görüşmelerini sağlamıştım.

Eğer yurdu üzerine emanet alanlar; zamanla cemaat olmaktan çıkmış Paralel Devlet Yapılanması (PDY) haline dönüşmüş… Devlete, millete karşı tavır içine girmiştir... Ayıp etmişlerdir, devlete ve millete karşı suç işlemişlerdir ve günahkârdırlar. Buna da benim ve ailemin yaptıkları sebep değildir.

Eğer yurt için yanlış yapmışsam, Milli Eğitim'e okul yeri, Polis'e yaptığım Polis evi(Arsayı ve var olan binayı Süleyman Altay vermiş binanın tadilatının yapımının ekseriyeti tarafımdan karşılanmıştır.) v.b konusunda da yanlış yaptığım anlamı çıkar ki... Bu da insanları hayır yapma konusunda yılgınlaştırır.

Ayrıca inançlarımızda geleneklerimizde ve yasalarımızda suç ve kabahatler şahsidir; şahıslara aittir. (Ör: Hz Nuh ve oğlu, Hz İbrahim ile babası, Hz Lut ile karısı) “Herkesin kazandığı hayır kendisine, yaptığı kötülüğün zararı da yine kendisinedir.”Sure-İ Bakara 286.Ayet. Ayetten anlaşılacağı üzere inandığım odur ki, yaptıklarımız ilahiyatta kayıt altına alınmıştır. İnşa’Allah Es Semi ve El Basir olan Rabb’ımız bizi af eyler, merhamet eder, bizden razı kalır.

PDY veya eski adıyla cemaat yanlış yaptı diye inançlarımdan veya Allah’ı razı etme çabalarımdan vaz geçecek değilim. İnşa'Allah yaşadığım sıkıntılar tez zamanda biter de kaldığım yerden devam ederim.

Sevgili dostlar,

Allah'ı ve insanı sevdiğini söylemek çok kolay. Allah'a güvenip dayanmak ise yürekten akıp gelendir! Allah'ı çıkarsız ve hesapsız sevmek ise yiğit yüreklere sahip olanların işidir.

O yiğit yürekler Allah'ı, hissederek yaşayanlardır. Allah'ın sevdikleri de; o, yiğit yüreklilerdir.

Allah yolundan dönmeyi, gerilemeyi düşünürsem... Bir an bile şüpheye düşersem Rabb’ım beni helak etsin inşa'Allah.

Allah izniyle, bu günleri de aşacağız. Devleti ve milleti bölmeye çalışanlara, halka mermi sıkanlara dün de karşı durduk, bugün de karşı durulduğundan eminim... Sizler de emin olun lütfen!..

Yakın zamanda görüşmek üzere, inşa'Allah.

Saygı ve selamlarımı sunuyor, sağlıklar diliyorum. Muhabbetle kalın inşa'Allah.

Recai Karahan

Evladınız.