03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm

Maşallah ALBAY / İMAM

Bir Hadis Ve Üç Gerçek

03 Mart 2011 Perşembe 20:06

Söz vardır, barışı sağlar, söz vardır savaşa sebep olur. Nice sözler insanı yola getirir, niceleri de yoldan çıkarır. İşte o sözlerden insana yol ve yordam verecek biri de peygamberimizin sözleridir. Bu sözler; hem vahye, hem tecrübeye, hem bilime, hem de akla dayanır.

Ebu kebşe [r.a ]Peygamberimiz'i şöyle buyururken dinlemiş, hakların da yeminle söz söyleyeceğim üç özellik vardır, bunları iyi belleyiniz.

1.Özellik: Hayır yapmakla kulun malı eksilmez. Hayır yapmak insanın kendisine, gelceğine, ahiretine yatırım yapmaktır. Bu durum da hayır yapan kimse iyilik yaptığı kişiden teşekkür beklememeli aksine hayır yaptığı kişiye, kendisine hayır yapma imkanı verdiği için teşekkür etmelidir. Peygamberimiz'in ailesi bir koyun kesmişlerdi bir ara hz. Aişe'ye o koyundan geriye ne kadar kaldığını sordu, hepsini dağıttık, sadece koyunun bir küreği kaldı, dedi. Bunun üzerine peygamberimiz, 'desene koyunun bir küreği hariç hepsi bize kaldı,' buyurdular. [Tirmizi Sıfatul kıyame,35] Burada peygamberimiz insana paylaşmanın kalıcı olduğunu vurgulamışlardır. Allah bizden zekat, sadaka, kurban, hayır, iyilik... istiyorsa almak için değil ahirette karşılığını kat kat vermek için ister.

2.Özellik: Uğradığı haksızlağa sabredenin Allah, şerefini artırır. Burada ki sabır, Kur'an'ın yüklediği anlama göre sabırdır. Toplumumuz da yanlış anlam yüklenilen şeklin de değil. Burada ki sabır haksızlığa boyun eğmek değil, haksızlık karşısında durmak, direnmek, meşru ve makul yollarla sağduyulu bir şekil de hakkını aramaktır. Peygamberimizin hayatı bunun en canlı şahididir. Haksızlığa boyun eğmek hem haksızlık edene bir zulüm dür; çünkü onun haksızlığına cesaret verilmiş olur ve böylece günahının devamını sağlamış oluruz. Öte yandan hak kavramını ayaklar altına almış oluruz, bunun yanın da hakkımızı yitirmekle birlik de şerefimizi de ayaklar altına almış oluruz. Birgün Peygamberimiz yanındakilere, zalime de mazlumada yardım edin buyurdular. Sahabiler, mazluma yardım etmeyi anladık fakat zalime nasıl yardım edelim, diye sorunca Peygamberimiz, 'zalimin zulmüne engel olarak,' buyurdular. Evet haksızlığa karşı durmak aynı zaman da zalime yardım etmek demektir. Peygamberimiz'in evden çıkarken yapmış olduğu duanın cümlelerinin içindeki bir dua cümlesi şöyledir; 'Allahım,haksızlık etmekten ve haksızlığa uğramaktan sana sığınırım.'

İnsanın affedici, hoşgörülü olması haksızlığa karşı çıkmasına engel olmadığı gibi, haksızlığa karşı çıkması da affedici olmasına engel değildir. Bu durumu birbirine karıştırmayalım.

3.Özellik: İstemek, dilenmek kapısını açan kimseye Allah, fakirlik, muhtaçlık kapısını açar. Sürekli başkalarının eline bakan, onlardan beklenti için de olup onlardan birşeyler isteyen, bunu alışkanlık haline getirir, bu da sürekli başkalarına muhtaçlığı beraberin de meydana getirir. İstemek istemeyi doğurur. Peygamberimiz bu sözleriyle insanın kendi ayakları üzerin de durmasını, alan el değil veren el olma durumun da olunmasını istemektedir. İsteme konumun da olmak aynı zaman da, tüketici olup üretici olmamak demektir. İsteme konumun da olmak, her gün balık verip, balık tutmayı öğretmemektir. Peygamberimiz [s.a] bir hadislerin de; 'sizden biriniz sırtında ipiyle odun taşıyıp satması başkalarından bir şey isteyip dilenmesinden daha hayırlıdır,' buyurmuşlardır. İnsan sosyal bir varlıktır, birbirlerine muhtaç bir şekil de yaratılmıştır. Bu durum da insanlar birbirlerinden bir şeyler istemek durumundadır. Konumuz, istemeyi süreklilik haline getiren kimseler içindir.[Tirmizi,Zühd,17]

Hadisimizin verdiği mesajı özetleyecek olursak;

Hayır yapmakla malımızın eksilmeyeceğini,

Haksızlığa karşı çıkmakla şerefimizin artacağını,

Başkalarına sürekli muhtaç olmakla ihtiyacımızın eksilmeyip sürekli artacağı gerçeğini, Peygamberimiz'in nurlu sözlerinden öğrenmiş olduk.

Selam ve dua ile...

Bu yazı toplam 4447 defa okunmuştur
YORUMLAR
inşallah
tuncernacar
sevgili hocam yaptığınız ve yapacağınız yazı köşeniz muhteşem insanları bir nevi bilinmeyen bir çok yönüyle aydınlatıyorsunuz gerek hadislerle gerek peyganberimizin yaptığı icraatlarala bizlri dolduruyorsunuz ve rahatlatıyorsunuz o nun sevgisine şevkatine ihtiyac duyuuyoruz bizleri bilgilendiriyorsunuz allah sizden razı olsun
16 Mart 2011 Çarşamba 08:07
insallah
mucahid yagci
insallah peygamberimizin veciz bir ifadeyle belirttigi bu uc vasfi barindiran mumin kullarindan oluruz
07 Mart 2011 Pazartesi 22:13
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse