1. YAZARLAR

  2. Tuğçe ŞEN BAŞ

  3. Binlerce Yıllık Tarihi ve Doğal Güzellikleriyle Ladik
Tuğçe ŞEN BAŞ

Tuğçe ŞEN BAŞ

Seyahat Yazarı
Yazarın Tüm Yazıları >

Binlerce Yıllık Tarihi ve Doğal Güzellikleriyle Ladik

A+A-

Samsun’un Ladik ilçesini benim gibi birçok kişi de duymamıştır herhalde. Duyup, internete yazdığımda çok fazla yazıya ve detaylı anlatıma ulaşamadığımda buraya gitmek ve keşfetmek için heyecanlandım. Nasıl gidilir diye araştırırken, Samsun Havalimanına göre, Amasya Merzifon Havalimanına daha yakın olduğunu öğrendim. Bu yüzden de buradan biletlerimizi alıp Sennur ve Havva’ya gönderdim. Sennur’dan gelen mesaj "Biz Samsun’a gitmiyor muyuz? Neden Amasya diyince.." gitmişken orayı da gezeriz diye takıldım:)) Fakat asıl sebebi yukarıda anlattığım gibiydi:)

Samsun kadar çok uçak yok Merzifon’a. Bu yüzden 23 Şubat pazar sabahı Sabiha Gökçen Havaalanında buluştuk. Sennur valiz vermeyeceği için biz Havva ile işlemleri yapmaya başladık. İyi ki valiz vermemiş ikimizin toplam eşyaları 35.7 kg geldi :)) Toplamda 45 kg olduğunu düşünürsek ucuz yırttık :)) 

Üç gün sürecek olan seyahatimiz Merzifon’a indiğimizde Şenol amcanın bizi karşılamasıyla başladı. 45 dakika sonra İladik Kuzu Tandır ve Tirit Evi, Şenol amcanın yerine geldik. Bu kışın ilk karını da burada gördük çok şükür. Şenol amcanın annesi ve babasından kalan tandır evinde bizi yöresel kahvaltı çeşitleriyle dolu dolu muazzam bir kahvaltı karşıladı. En bombası da kömüş yoğurdu üzerine şeker pancarı pekmezi oldu. Siz hiç yoğurdu çatal ile yediniz mi canlarım?

1-017.jpg

Karnımız doyunca tabi Sennur’la drone görüntüsü almak için hemen çıktık dışarı. Restoran Ladik Gölü’nün hemen yanında olunca manzara da harikaydı gerçekten. Ben drone’u hazırlarken Sennur da nerelerde fotoğraf çekeriz, nasıl çekeriz ona bakıyordu. Drone’u kaldırmak için katlanabilir iniş kalkış pistinin üzerine koydum ve son hazırlıkları yaparken dost canlısı köpeklerimiz çevremizi sardı. Sennur ve benim drone’u köpeklerden koruma çabamızı videoya almalıydık. Fakat siz hayal edin lütfen. Restoranın hemen yanında olan Ladik Gölü’nden harika manzaralar aldık.

2-013.jpg

Buradan 12 km uzaklıkta olan Ambarköy açık hava müzesine gittik. Osmanlı döneminden kalan Ambarköy, içerisinde camisi, gölü, seyir tepesi ve akan deresiyle dünyada örneği bulunmayan, doğal yaşamı olduğu gibi yansıtan bir açık hava müzesidir. İçerisinde gezerken günümüze kadar gelmiş olmasının hayranlığı ve tarihi dokusunun güzelliğiyle büyülenmemek elde değil. Tabi hava burada her tarafın açık olmasından dolayı biraz rüzgarlı ve sertti. Sevgili telefonum soğuktan kendini korumaya alıp kapattı. Kameramın şarjı bitti o kadar çekime dayanamadı. Panik yok fotoğraf makinem yanımdaydı tabi ki :) 

3-013.jpg

Yolumuzun üzerinde yer alan Akpınar Eğitim Merkezine geçerken tüm ekipmanımı şarj etmekle meşguldüm. Tabi açılmayan cep telefonumu konuşmak istemiyorum. 

Akpınar Eğitim Müzesi yani şimdiki adı Akpınar fen lisesine geldiğimizde bizi müdür yardımcısı Rahim Hoca karşıladı. Köy enstitülerinin bende her zaman ayrı bir yeri vardır. Beni tanıyanlar bunu bilirler. Rahim hocayla tanışma ve sohbet esnasında Akpınar Eğitim Merkezinin kurucusu olan Nazım Akpınar’ın 1940 yılında kurulan Köy enstitülerine arazisini bağışladığını ve çevresindeki arazi sahiplerini ikna ederek onların da böyle bir girişimde öncülük etmeleri gerektiği konusunda ikna etmiş. İçeride erkek öğrenci yurdundan tutun, marangozhane bile var. Müzede müzik aletleri, resimler, kitaplar, laboratuvar malzemeleri, eski arabalar ve atölye kısmından kullanılan el aletleri sergileniyor. Bu okulda okuyup mezun olan öğrenciler, mesleklerini ellerine aldıktan sonra her yıl birisi okudukları okulun eksiklerini tamamlayıp, bağışta bulunurmuş. Çok özel ve kıymetli değil mi? Buradaki müze hafta içi açık ve üstelik giriş ücretsiz. Rahim hocayla en son konuşmamıza istinaden laboratuvar yapımı için de çalışmalar başlatılacaktı.

4-007.jpg

Günü artık burada bitirip kalacağımız otele geçtik. Yoldan gelir gelmez arşınlamaya başlayınca her yeri, çok yorulmuştuk. Ladik Otele gelip kendimizi yatağa bildiğiniz attık.

Sabah uyandığımızda hepimizin sırtı ağrıyordu. Çok yorulmuş olacaktık. :) Oradan oraya oradan oraya koşturunca tabi çok normaldi. Hızlıca hazırlanıp, eşyalarımızla otelden ayrıldık. Çünkü bu akşam Akdağ Kayak Merkezi’nde konaklayacaktık.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra şehir merkezini gezerek başladık. Hava 2 gündür çok rüzgarlı olduğu için çok hızlı hızlı geziyorduk. Tam merkezde bulunan Tarihi Saat Kulesi bizi tüm heybetiyle karşıladı. 1906 yılında Sivas valisi Reşat Akif Paşa tarafından yaptırılmış; 1943 yılında Ladik depreminde hasar gördüğü için dokusu bozulmadan restore edilmiş. Üzerinde bulunan antika saat 2004 yılında durmuş fakat 2019 yılında yapılan çalışmalarla yeniden çalışır hale getirilmiş.

Hemen yanında bulunan Avcı Sultan Mehmet Camisi, bölgenin diğer önemli yapılarından. Osmanlı komutanlarından olan Davut Paşa tarafından 1580 yılında yaptırılmış olan cami, IV. Mehmet döneminde camiye yapılan çalışmalar sonrasında ismi Avcı Mehmet olarak değiştirilmiş. 1943 depreminde burası da ciddi hasar alıp yıkılmış ve 1956 yılında yeniden yapılmış. İlk halinde 2 minareli olarak yapılan cami, şu an tek minareli olarak karşımızda duruyordu.

5-003.jpg

Şehri doyasıya gezerken karnımız iyice acıkmış ve çok üşümüştük. Merkezdeki geziyi bitirip rotamızı Şenol amcanın tirit evine çevirdik. Burada Samsun’a özgü kaz tiriti ve yine bu yöreye özgü şeker pancarı sapı turşusu yedik. Lezzetinden arada parmaklarımızı da yiyorduk. Günü canlı müzikle ve harika bir yemekle kapattıktan sonra konaklama yapacağımız Ladik Akdağ Kayak Merkezinde bulunan Gümüş Park Resort Otel’e doğru yola çıktık.

6.jpeg

Otele geldiğimizde kar yağmaya başlamıştı. Ambiyans o kadar güzeldi ki, otelin sahibi Kemal beyden özel izin alıp kayak hocası ile beraber pistin ışıklı olan kısmına çıktık. Hem çekim yapalım hem de bu manzarada biraz eğlenelim diye. Karda düşerek kalkarak zıplayarak çok eğlendik tabi ki. Yorgunluk gözlerimizden aksa da şömine başında sıcacık şarap keyfinden mahrum bırakamazdık kendimizi. Şömine başında oturup saatlerce sohbet edip güldük. Bakalım bizi yarın neler bekliyordu, çok heyecanlıydık çünkü karda eğlenecektik. :))

7-003.jpg

Sabah 06:30 da ayaktaydım. Neden mi? Belki güneşin doğuşunu güzel bir şekilde yakalamak için, nitekim de öyle oldu. Dün akşam kar yağdığı için harika bir manzara vardı. Benim şansımaymış ama günlerdir bulutlar etkiliyormuş görülmüyormuş manzara.

8-002.jpg

Buranın rakımı yaklaşık 2000 metre olan 6 tane kayak pisti ve 1350 metre uzunluğunda telesiyej olan bir yer. Telesiyej ücreti kişi başı 15 TL. Batı Karadeniz’in tek kayak merkezi olmasından dolayı hafta sonları çok fazla ziyaretçisi bulunmakta. Hava şartları elverişli olduğu sürece burada yamaç paraşütü de yapılmaktaymış. Gümüş Park Resort Otel bu bölgenin aktif olan tek oteli. Otantik yapısı, lezzetli yemekleri, güler yüzlü personeli ve deneyimli kadrosuyla 2 gün boyunca gerçekten çok keyifli vakit geçirmemizi sağladılar. Telesiyej ile 16 direk sonra zirveye çıktığınızda karşılaştığınız manzara ile iliklerinize kadar heyecanlanıyorsunuz. Çünkü; Ladik Gölü’nün muazzam manzarası karşınızda bir tablo gibi duruyor. Uyarmam gereken önemli bir konu olacak. Yükseklikten dolayı sanıyorum ki elektronik aletler, fotoğraf makinası ve kameranız soğuktan açılamayabilir. Fotoğraf makinanızın camı buğulanabilir. Benim gibi panikleyip "fotoğraf makineme bir şey oldu, makineme bir şey oldu." diyerek, panikle telesiyeje geri binip "bu daha hızlı gitmiyor mu" diye söylenmeyin. Hatta devam ediyorum... Koşa koşa otelin restoranına girip, bağırarak "bana pirinç bulun bana pirinç bulun" diyerek mutfağa dalıp bulduğunuz ilk pirinç kovasına fotoğraf makinanızı atmayın. :)) İnsanlar size uzaylı gibi bakabilir bu da yetmiyor gibi otel sahibi gelip "Tuğçe Hanım pilav mı yapacaksınız ne oldu pirinç istediğinizi duydum. Mutfağımı çekeceksiniz." gibi sorularla karşılaşıp, utanabilirsiniz. :) Bilginize. Sakinleşmem için Otel sahibi Kemal Bey "siz böğürtlen çayı için, üşümüşsünüzdür." dedi. O sırada otelin sevimli ustası ne kadar aç olduğumuzu da anlamış olacak ki bize hemen saç kavurma hazırladı, midemiz bayram yaptı. Aşırı yorulduğumuz için yemekten hemen sonra soluğu odalarımızda aldık. Gece odamızdan Akdağ manzarasını izlemek doyumsuz bir keyifti. Havva hemen uykuya dalmıştı. Sennur’la ben de uykuya dalmadan buraya tekrar geleceğimizi konuştuk. Fakat konuşmamız hiç bitmedi ve fazla gürültü yapmış olacağız ki Havva uyandı ve tatlı tatlı kızdı. :) Yaramaz çocuklar gibi yakalanmıştık. El mahkum uykuya daldık. :)

9-003.jpg

Ertesi sabah güne erken başladık. Bir gözümüz gece uyumadığımız için açılmıyordu tabi. Bugün son rotamız olan Hamamayağı kaplıcaları için yola çıktık. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine "güzellik suyu" olarak konu olan bu bölge Ladik merkeze 10 dakika uzaklıkta. Bu bölgede bulunan Hilas Thermal Resort & Spa’da bir günümüzü geçirdik. Otel Sahibi Zafer bey başta olmak üzere resepsiyon müdürü Metin bey ve Spa müdürü Kayhan bey bizlerle tüm gün boyunca bizzat ilgilendiler. Otel, ismini mitolojide "su perisi" anlamına gelen ve nehirde peri kızlarıyla birlikte hayatını sürdüren mitolojik bir kahraman olan Hilas’dan alıyor. Güzellik suyu olarak adlandırılan bu termal su, hastalıklara şifa oluyor, vücudunuzu dinlendiriyor ve yenilenmenizi sağlıyor. Otelde kadın ve erkek için ayrı ayrı tahsis edilmiş olan saunalar, havuzlar, spa, buhar odaları ve hamamlar bulunuyor. Sabit 38 derece olan termal su, tüm bu konforla birleşiyor ve unutamayacağınız bir keyif sunuyor. Yaptırdığımız ayak detoksu, doktor balıkların mucizesi, ultrasonic peeling ve balmumu ile yapılan kulak bakımıyla yenilendik. 

10.jpeg

Sağlık yönünden kaliteli hizmet veren bu otelde mutlaka kalmanızı öneriyoruz. Şu sıra kendini yenileyen otelimize biz tekrar gideceğiz.

Bu yazı toplam 14554 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
9 Yorum