03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AŞAĞI SÜPHAN KÖYÜ
28 Ağustos 2010 Cumartesi 23:22

AŞAĞI SÜPHAN KÖYÜ

Millattan önce 200 yıllara dayanıyor köyün ilk kuruluşu kıral dorghee dayanmaktadır, sonraki yıllarda köy büyümüş ve antik şehir haline gelmiştir

Millattan önce 200 yıllara dayanıyor köyün ilk kuruluşu kıral dorghe'e dayanmaktadır, Sonraki yıllarda köy büyümüş ve antik şehir haline gelmiştir bunun en büyük önemi ise urartular zamanın da yerel bankalar şehri olarak nitelendirilmiştir ve urartular ilk küçük limanını ve hanlarını bu antik şehire kurmuşlardır nitelik olarak urartu zamanında bu Antik şehrin adı Ururatapolis'miş diyer anlamıyla Urartular yurdu anlamına gelir. Urartular yıkılınca antik şehire Medler yerleşir daha sonra adı Mediapolis olarak Millados tarafından değiştirilir antik şehir tamamıyla yer altında kurulmuş fakat iskender zamanında antik şehir yıkılmıştır.

Rivayetlere göre kıral Millados ölünce mezarı ve antı antik şehire kurulmuş köy tamamıyla tarih kokuyor Milladosun kabilesi ve aillesi timinuslar halinde köyde gömülüdür... Osmanlılar zamanında köy yeniden toparlanmış ve köyün ismi SÜPHAN-ÜL SÜLFA olarak değiştirilmiştir, çevre mezraları (adilcevaz dahil) bu köye bağlanmıştır.. köy halkı üzümcülük, ceviz ve altın işleriyle uğraşırmış.. Cumhuriyet kurulduktan sonra köyün ismi AşağıSüphan olarak değişmiştir. (1928)

Bitlis iline
104 km, Adilcevaz ilçesine 14 km uzaklıkta olan bu köy, 93 hane olup, 876 kişilik nüfusa sahiptir.

 
Karasal ve Akdeniz iklimi etki alanına sahip olan bu köyün ekonımisi, tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Köyde muhtarlık seçimleri yapılmakta ve köyde ilköğretim okulu mevcuttur. İçme suyu şebekesi bulunan köyde, yollar yenilenerek asfaltlanmıştır.

Bu haber toplam 8381 defa okunmuştur
YORUMLAR
way hallimize
murat ögmen
adilcevaz belediyesı borç batagına dogru suruklenıyor adilcevaz.a sahıp cıkacak bır başkan bekliyor halkımız nişallah tatvan gıbı bır belediye başkanı gelirde adilcevaz kurtarır
10 Aralık 2013 Salı 13:57
deprem
muratöğmen
sayin başbakan.sesimizi.düyan yok.bende.birdeprezedeolarak.burda.sesleniyorum.bize sahip çıkın.sayın kaymakm bey.bizesahip.çıkmadi.aşğı süpanköye.uğramamış.daha.ikinci.kış geldi.aşağısüpana.uğrayan yok
08 Haziran 2012 Cuma 19:25
deprem
murat öğmen
köyümüzde depremden dolayı magdurlar var burdan sesleniyorum bizim halimiz ne olacak bir cadır vermişler 250 koyunu icine bırakıyorlar ınsanlıkmı bu
07 Haziran 2012 Perşembe 10:14
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse