03 Aralık 2016 Cumartesi
Öğretmenlik - Hamdi Eyigün
Tartışmalı Başkan
Tezek Kokan Köyleri
Terör ve Terörizm

Maşallah ALBAY / İMAM

Allah’tan Ne İstemeli?

26 Mayıs 2012 Cumartesi 18:50

Namazlarımızın her son tahiyyat oturuşun da okuduğumuz bir dua vardır. Bu dua; Rabbena Atina duasıdır. Bu duayı aynı zamanda kuran-ı kerimin bakara süresi, 201. Ayetinde de görmekteyiz. Bu duayı peygamberimiz her fırsatta okumuş ve biz Müslümanlara da tavsiye etmiştir. Hatta kabeyi tavaf ederken bu duayı okumak müstahap olarak görülmüştür.

Bu duanın kendisi kısa ama içerdiği mana çok büyüktür. Bu dua, kuran da en geniş manayı içeren kapsayıcı bir duadır. Bu kapsayıcılığından olacak ki peygamberimizin özel terbiyesinden geçmiş olan Hz. Enes bir dua yapacağı zaman mutlaka bu duayı okumadan diğer okuyacağı dualara geçmezdi. Bu duayla ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor: Resul-i Ekrem (s.a) hasta bir sahabisini ziyaret ediyordu. Adam o kadar erimiş, küçülmüştü ki, kuş yavrusuna dönmüştü. Peygamber (a.s) ona:

-Allah’a bir şeyle dua ediyor, ondan bir şey istiyormusun? Diye sordu. O eriyip akmış sahabi:

-Evet, şöyle dua ediyorum, dedi; Allahım! bana ahirette ne ceza vereceksen, onu bana dünyada ver.

-Resulullah (s.a.v) ona cevaben:

-‘Allah Allah! Senin buna gücün yetmez’ dedikten sonra Rabbena Atina fi’d-dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten vekına azaben-nar. Duasını okumasını tavsiye buyurdu. Daha sonra o sahabinin afiyete kavuşması için dua etti, çok zaman geçmeden o sahabi iyileşti.[Müslim,Zikr,23,]

Bu olay bize gösteriyor ki devamlı surette Allah’tan afiyet ve iyilik istemeliyiz. Peygamberimiz hasta olan sahabisine bu duayı okumayı tavsiye ederken şunu demek istemişti;ahiretteki cezanı bu dünya da isteme, insan bu durumu kaldıramaz, bu şekilde davranmak akıllıca bir davranış değildir. Akıllı davranış; Allah’tan hem bu dünya  hem de öbür dünya için sağlık, afiyet ve iyilik istemektir.

Rabbena Atina duasının anlamı: Allahım! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru!

Bu dua da üç şey istenmektedir: Birincisi, ‘Dünya da iyilik ver’. Dünya da iyilik sözü şunları kapsamaktadır: Sağlık ve afiyeti, helal kazancı, hayırlı eş ve evladı, faydalı bilgiyi, makbul amel ve ibadeti, kısaca her türlü nimeti…

İkincisi; Ahirette iyilik ver.’Ahirette iyilik sözü; Allahın affını elde ederek, başta cennet olmak üzere Cenab-ı hakk’ın hazırladığı her türlü nimete kavuşmayı, hesabı kolayca vermeyi ve özellikle cennette yüce Allah’ı görmeyi ifade etmektedir.

Üçüncüsü; ’Cehennem azabından koru’ sözü ise ya rabbi beni cenneme götürecek her türlü söz, davranış ve amelden koru, demektir.

Bu dua aynı zamanda bize dünya ve ahiret dengesini en güzel bir şekilde kurmamızı telkin etmektedir. Dünyayı kazanacağız diye ahiretimizi, ahireti kazanacağız diye dünyamızı terk etmemeliyiz. Her ikisi dengeli bir şekil yürütülecektir. Bu dünya olmadan ahiret kazanılmaz, ahiret olmadan bu dünyanın anlam ve amacı olmaz. Sadece ahiretsiz bir dünya isteyenler, sadece ve sadece ahireti unutup dünya için çalışanlar; tek dünyalı kimselerdir, bunlar için ahirette herhangi bir pay olmayacaktır, bu gibi kimselerin sakat anlayışları bakara süresinin 200’cü ayetinde şöyle yerilmektedir: İnsanlardan bazısı ‘Ey rabbimiz! Bize vereceğini bu dünya da ver!’ derler. Böylelerinin ahiret nimetlerinden nasibi yoktur.

Yüce Allah bizleri, dünya ve ahiret dengesiyle hareket eden kimselerden eylesin

Selam ve dua ile…                                                                                            

Bu yazı toplam 3342 defa okunmuştur
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
SON YORUMLAR
Yazan: Doç.dr. Dr. Mustafa Atlı
Yazan: Cemal
Hocam ağzınıza ve yüreğinize sağlık. Bir öğretmeni değil bir meleği tanımlamışsınız. Gerçekten hangi mesleği icra ederseniz edin, esas gayenize uygun yaşarsanız insan olsanız da üstünlükte melekleri bile geçebilirsiniz.
Sizin yazınız üzerine hatıralarım canlandı. Birkaç öğretmen davranışıyla geçmişi yad! edelim.
Eti senin kemiği benim dönemleri idi. O zamanlar velisi olması hasebiyle buna kısmen hakkı olduğu düşünülebilen babasından bile işitmediği azarı, yemediği dayağı öğretmeninden işitir yerdi öğrenciler. Bu durum garipsenmez, genel kamuoyu bunu hatta doğru ve gerekli görürdü.
İlk okul 4 ncü sınıfta 9-10 yaşlarında bir sabi iken öğlenci olduğum okula biraz geç gitmiştim. Öğretmenimiz! ile o gün yeni tanışacaktık. Sen misin derse geç gelen. Yaş söğütten bir çubuk ile iki elin avuçlarına sertçe ve insafsızca vurularak yediğim dayağı hiç unutur muyum? Bu muamele hayatımda bana olumlu hiç bir şey öğretmedi. Sadece o öğretmeni hep böyle olumsuz hatırlarım. Bana öğrettiği şey var mı inan hiç sanmıyorum.
Ortaokul yıllarında uzamış saçları sıfıra vursan bile izi geçmeyecek şekilde herkesin içinde koyun kırkar gibi makasla kesen idealist! öğretmenlerle de karşılaştık, karete ve tekvando bilgilerini, savunmasız öğrenciler üzerinde deneyenlerle de. Bugün 30-40 yaşlarının üzerindeki anne ve babaları, bu tip öğretmenler yetiştirdi. Ancak, bereket ülkede hukuka, adalete, bilime, insan hak ve hürriyetlerine inananlar da var mış ki, öğretime yönelik alınan tedbirler soncunda o dönemlerde hiç te azımsanamayacak kadar çok olan bu tür uygulamaların sonu gelmek üzere. Tükendi diyemem zira, halen sabilere iki harf öğretecek diye onlara hakaret eden döven tiplerle karşılaşmak mümkün.
Kısaca herkes sadece vazifesini yapsın. Öğretmen de sadece öğrencisine öğretmesi gereken bilgileri tam ve zamanında öğretsin yeter. Eğiteceğim diye bir öğretmen çocuğun ana-babası yerine geçmesin. Ana-babanın, çevrenin, Toplumun çocuğu eğitmeye dönük vazifelerini üstlenmesin. Zira bütün bu yükü taşıyamaz. Ana-babanın bile çocuğuyla ilişkisinde dikkat ettiği sınırları, ana-baba yerine geçip aşmasın. Öğrenciyi yaşı ne olursa olsun bir birey olarak görsün. Ona sanki okuldaki bir başka öğretmene, müdüre, veliye, sokaktaki bir yetişkine hitap ettiği gibi saygılı ve kibar bir şekilde hitap etsin. Ona bir birey olduğunu hissettirsin yeter. Bir akademik yıl sonunda o öğrenci, o dönemde öğrenmesi gereken bilgiyi öğrenmiş mi, önemli olan budur. Öğretmenlik vazifesinin sınırı aşılırsa o zaman sorunlar başlar. Eğitim işi de önce ailenin eğitimiyle olmalıdır. Ailenin eğitimi, her şeyi yaparım diyenlerce değil, eğitim işinde uzman olanlarca yapılması gereken planlı ve proğramlı bir iştir. Bu husus öğretmenleri aşar. Aileler eğitildikte çocuklar da eğitimli olarak öğretime başlar. Vesselam.
Yazan: Özcan BEŞKARDEŞ
Yazan: Mithat köse