1. YAZARLAR

  2. Ethem BABRAK

  3. ABD, Türkiye'nin Tapusunu İstiyor
Ethem BABRAK

Ethem BABRAK

Radyo Televizyon Öğretmeni
Yazarın Tüm Yazıları >

ABD, Türkiye'nin Tapusunu İstiyor

A+A-

Papaz bir bahane. Mesele papaz falan değil ve meselenin bir papaz olmadığını dünya biliyor. ABD'yi yöneten akıl(!) papazı bahane ederek hem uzun bir süredir önünü alamadığı Türkiye'ye "dur" diyor; hem de dünyadaki tüm ajanlarının şunu düşünmelerini/anlamalarını sağlamak istiyor: "Biz ajanlarımızı ortada bırakmayız, gerekirse ülkelerle savaşır, yine de alırız. Siz, bize güvenin ve ajanlığınızı yapmaya devam edin..."

Bildiğiniz üzere Türkiye'den bir heyet ABD'ye gitti. Görüşmeler yapıldı. İran’a 3 şart dayatan ABD, bakın o görüşmede bizden neler istiyor:

- Papaz Brunson dahil 15 Temmuz darbe girişiminde rol alan 20 ajanın ivedi serbest bırakılması. ABD, Özellikle Brunson'ın tahliyesi için 15 Ağustos Çarşamba gününe kadar Ankara'ya süre verdi.

- Türkiye'nin İran'a kapsamlı ambargo uygulaması.
- Rusya'dan S400 satın alınmaması.
- Ankara'nın Kudüs politikasını gözden geçirmesi.
- Kıbrıs Adası etrafında doğalgaz ve petrol aramaktan vazgeçmesi.
- Halkbank'a kesilecek cezaya razı olunması.
- Ankara'nın Fetullah Gülen'in iadesini talep eden dosyayı kapatması.
- Türkiye'nin sahip olduğu kritik madenlerde ruhsatların Amerikan şirketlerine verilmesi.

ABD, TÜRKİYE’NİN TAPUSUNU İSTİYOR!

Sizin anlayacağınız bizden teslim olmamızı istiyorlar. Her şeyi onlara bırakmamızı, bizim bir hiç olmamızı, Kısaca ülkenin tapusunu istiyorlar. Bugün papaz, yarın haham, öteki gün 6 vilayet, sonraki gün İstanbul…  

Verecek miyiz?
Teslim mi olacağız!
Boyun mu bükeceğiz!
15 Temmuz’da tanklara, toplara teslim olmayan bir milletin cevabı sizce de belli değil mi?


Yıllar önce öğrendiğim bir söz vardı, duyduğumda çok da hoşuma gitmişti: Teslimiyet ihanete, Mücadele zafere götürür…

2. Dünya Savaşı sonrası dünyaya doları kabul ettiren ABD, nasıl yaptı ise tüm ticaretleri artık dolar üzerinden yaptırdı ve dolayısıyla müthiş bir güç elde etti. Dolardan elde ettiği güç sayesinde istediği ülkeye, çeşitli yaptırımlarda bulundu. Dünden bugüne doları bir tehdit unsuru olarak kullanan ABD, bunu yapmaya devam ediyor. 

ABD'nin dünyanın jandarması kesildiğini bilmem söylememe gerek var mı? ABD, her istediğini her devlete, millete yaptırmak istiyor. Şu ana kadar akıttığı mazlum, masum insan kanının; Müslüman kanının hesabını kimse sormasın istiyor. Ortadoğu'da, Asya'da, Avrupa'da istediği yerde/mekânda istediği gibi at koşturmak istiyor. ABD, 70 yılı aşkındır Filistin halkını soykırımdan geçiren İsrail’in bu durumunun görmemezlikten gelinmesini; yapılan katliam ve soykırımın 'terörizmle mücadele' olarak bilinmesini istiyor. ABD özetle dünya üzerinde hâkimiyetin kendisinde olmasını istiyor.

Peki; ABD, Türkiye’den ne istiyor?

ABD, Türkiye’den eskiden olduğu gibi üretmeyen, IMF’ye borçlu olan, gel dediğinde gelen, git dediğinde giden, ABD’nin çeşitli yerlerde hesaplarını bozmayan bir ülke olmasını istiyor. Türkiye'den ABD'ye giden heyet ABD'nin Türkiye'den ne istediğini bilmiyor muydu? Mesele bilmemek/kestirmemek değil. Başkan Erdoğan bu işi çok iyi biliyor bence ve dünyaya ‘Bizim sağduyudan, barıştan, yana olduğumuzu; sorunları savaşarak değil, konuşarak halletme niyetinde olduğumuzu’ bu görüşmeye bir heyet göndererek gösteriyor. 

ABD'nin, Türkiye ile olan savaşı bugün başlamadı. Aslında bunlar öteden beri bizimle savaşıyor ve devleti yönetenler de elbette bunun farkında. Fakat üretim olmayınca, teknoloji olmayınca ABD'nin eline baktık, bakmak zorunda kaldık. Lanet olası konjonktür bunu öngörüyordu. 2013'te IMF'ye borcunu uzun bir maratondan sonra bitiren (14 Mayıs 2013’te borcun son taksiti ödendi.) bir Türkiye, IMF'ye borç verir duruma gelince ABD'yi yöneten kafanın kayışları koptu. Piyonların aradan çekilmesi sorun değildi ABD için. Asıl kıyamet, Türkiye'nin iplerini elinden kaçıran ABD'yi yöneten aklın, Türkiye'ye neden bu kadar müsaade ettikleri veya Türkiye'nin onların yörüngesinden çıkması... Dikkat etti iseniz asıl büyük sorunlar bu saatten sonra başladı. Çözüm süreci başarıyla sona erebilirdi. Olmadı. Gezi olayları hiç olmayabilirdi. Oldu, hem de nasıl... Arkasında büyük bir yıkım bırakarak… 17-25 Aralık. (2013)15 Temmuz 2016 ve şimdi de ekonomik yaptırımlar ve ardından gelmesi muhtemel ambargo...

15 Temmuz’un arkasında kimin olduğunu bilmem ki söylemeye gerek var mı? Aslında sadece 15 Temmuz değil bana göre Türkiye’deki tüm darbelerin arkasında bunlar var. Bugün Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırılar, 15 Temmuz darbe girişiminin arkasındaki güçler/odaklar tarafından gerçekleştiriliyor. Yaptıkları operasyonlarına bir yenisini daha kattılar. Şöyle bir avantajımız var artık bu kez: Piyonlar sahneden çekildi. Şah, vezir, kale, at ve filler sahnede… Uluslararası siyaseti de satranç gibi düşünmek gerektiğine inanıyorum. Bir piyonuna talip olduğumuz ABD, bizden Şah’ı istiyor. Şah’ı aldığında oyunu kaybetmiş olacağız.

Bu savaş bugün başlamadı ve yarın da bitmeyecek

Bu savaş bugün başlamadı ve yarın da bitmeyecek. Bu savaş Yahudi ve Hristiyan’ın Müslümana karşı bir olduğu bir savaş, dünden bugüne. Doların nabzı düştüğünde sorunlar bitmeyecek, yükseldiğinde de kıyamet kopmayacak. Ancak işin şurası çok önemli: Müslümanı; Yahudi ve Hristiyan zulmünden kurtarmak zorundayız. Doların Türkiye’deki etkisini kırmak zorundayız. Bunu üretmekle yapacağız, liyakatli insanların başa geçmesiyle yapacağız ve ekonomisi güçlü ülkelerle işbirliği yaparak yapacağız. Ancak destek alırken de hiçbir ülkeye bağımlı hale gelmeden yapmak zorundayız. Yoksa bugünkü durumdan çok farklı olmaz durumumuz.

Biz duygusal bir milletiz!

Biz duygusal bir milletiz. Evet, duygularımıza güveniyoruz. Ancak bir millet veya birey, duygularını aklının önüne geçirdiği an, ya bitmeye doğru yol alır, ya da bitmenin, tükenmenin eşiğinde olur. Ülkeler, duygusallıkla değil, akılla yönetilir. O akıl zaman zaman duyguları da coşturabilir. Bunda bir sakınca yok. Ancak akıl, duygunun arkasında kalırsa ve özellikle de bunu yapan, devlet aklı olursa, işte o zaman sorunlar, ardı ardına dizilmeye başlar.

Kendimizi eleştirmek, hatalarımızı görmek zorundayız. Dost, o kimsedir ki sırtımızdaki akrebi kaldırsın! Birilerinin hoşuna gitse de gitmese de, gerçekleri söylemek bilinçli bir Müslümanın boynunun borcudur.

Nereye mi varmak istiyorum!

Bağımlı mıyız? Hamd olsun, değiliz. Ama bağımlı olduğumuz noktaların varlığı, bugün bizi zor duruma soktuğu/sokacağı da bir gerçek.

Fransa, Almanya, İtalya, Rusya, Çin vs… Bunlar ne kadar arkamızda duracak? Yaptıkları her destek için bizden kim bilir neler isteyecekler!

HERKESE ANLADIĞI DİLDEN CEVAP!

Dünyanın jandarmasını kime şikâyet edeceğiz şimdi! Dünya Ticaret Örgütü de kim? Kimin kurallarına göre, neye göre… Kendini hukuk devleti diye cilalayan/pazarlayan zulmün, baskının, hukuksuzluğun ve katliamın üretim merkezi bu ecnebiler, ne zaman kanun kural dinlemiş ki bugün dinlesin! Güçlünün haklı olduğu bir dünyadayız. Herkese anladığı dilden cevap şart… Oyunu kuralına göre oynamak gerek ama bu oyunun onlar açısından bir kuralı yok. 

Dünya şahittir ki, bizim insanımız ne zaman devlet zor duruma düşse canını feda etmiştir seve seve. Ancak bu kez 15 Temmuz’da canını feda etmek için sokaklara dökülen milyonların duası ve şu zamana kadar iktidarın ve bu ülkenin ganimetlerinden her şekilde faydalanmış kimselerin(!) fedakârlığı gerekiyor! Devlet aklı bunları kaydetmeli! Yazmalı bir yerlere. Dost, düşman belli olmalı. Kara gün dostları ile iyi gün dostlarını tanımalı…

Ben ekonomist falan değilim. Çok da anlamam nasıl ve hangi önlemler alınması gerektiğinden. Ama zaten Müslüman değil miyiz? İsraf haram değil mi? Sadece bugün, bu zaman değil, her zaman devlet de, millet de israf sayılabilecek harcamalardan kaçmalı. En başta bürokrat ve siyasetçiler bu konuda fedakârlık göstermeli. (Örneğin cep telefonu faturalarını kendilerinin ödemesinde bana göre hiçbir sakınca yok. O fatura hadisesini unutmadık henüz! )Yerli üretime ağırlık verip lüks tüketimi sınırlandırmalıyız. Yabancı yatırımcıyı çekip turizmi daha da canlandırmalıyız. İthalatı azaltacak çözümler üretip ihracatı arttırmalıyız. Örneğin dışarıdan ne alıyorsak onları üretmenin yollarına bakmalıyız. 21. yüzyılda Türkiye’nin hala bir otomobilinin olmaması büyük bir utanç değil de ya nedir? Liyakate daha çok önem vermek sayesinde, işi ehline vererek daha çok kazançlı çıkacağımız gerçeğini unutmayalım. 

Geçmiş, geleceği görmek için büyük bir aynadır

İstişare çok önemli. Türkiye’nin gerçek aydınları gerçekten konuşmalı ve konuşmamaları için bir engel yok. Amaç kırmak/bozmak/dökmek değil yapmak/katmak/düzeltmek olmalı.

Suriye’yi darmadağın eden, Irak’ı işgal eden, Mısır'a, darbe yapan, Afganistan’ı, Pakistan’ı vuran; Libya’yı, perişan eden ABD’yi yöneten aklın kendisi. Geçmiş, geleceği görmek için büyük bir aynadır bence, bakmasını bilene. Geçmişe bakıp geleceği görmeyi başarmalı, Allah’ın hesabını katarak hesaplar yapmalı ve yarınları olabildiğince güvence altına almalıyız. Türkiye eskisinden çok daha güçlü bir ülke. Savunma sanayisinde yakaladığımız ivmeyi tüm alanlarda yakalamalıyız. 

Trump ABD’yi yöneten aklın elinde sadece bir kukla. Geçmiş yazılarımda da bunu söyledim. Şimdi de aynısını söylüyorum. Anladığım kadarıyla ABD’yi yöneten akıl, hem Trump’ı harcayacak hem de onun üzerinden Türkiye’yi vuracak…

Sabır, sadakat, liyakat feraset, basiret lazım bize. ABD, bu son adımlarıyla dünya üzerindeki hâkimiyeti konusunda miadını doldurmaya daha yakın şimdi. Çin ve Rusya ile birlikte atılacak adımlar çok önemli. Sömürü düzeni değişmek zorunda ve yeni bir dünya düzeni kurulması bana çok da uzak gibi gelmiyor. İnşallah bu belayı da atlatacağız. Allah’ın izniyle son kertede biz Müslümanlar olacağız.

Bu yazı toplam 1196 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.