1. YAZARLAR

  2. Salih BEŞKARDEŞ

  3. Milli Kültürümüze Sahip Çıkıyormuyuz?
Salih BEŞKARDEŞ

Salih BEŞKARDEŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Milli Kültürümüze Sahip Çıkıyormuyuz?

A+A-

Milli kültür bir milleti meydana getiren maddi ve manevi değerler olarak tanımlanır. Daha birçok tanım da yapılabilir. Bir milletin yaşama biçimi, ağız tadı, olaylar karşısında aldıkları tavırlar, tepkiler, sevinçler, hüzünler, fertlerin birbirlerine karşı davranışları vs.

Yukarıdaki tanımda görüldüğü gibi kültürün iki cephesi var. Bunlardan ilki maddi cephe, ikincisi ise manevi cephedir. Medeniyet medeni olarak yapılan her iş, bulunan her icat, insanların yaşamını kolaylaştırmak, insanları mutlu yapabilmek içindir. Ateşin bulunması, suyun kaldırma gücünün keşfi ilk dönemlerde insanlar için çok önemliydi. Pişirilerek yenilen yemekler, taşınma sırasında sulardan faydalanma ilk insanlardan günümüze birçok buluş- icat insanların işlerini kolaylaştırdı. Suyun gücü keşfedildi. Başta temizlikte olmazsa olmaz. Su, sonra sallarla, gemilerle yapılan taşımacılık... Yine bir su ürünü buhar ve buharın gücü.... Gemiler, trenler buharın gücü kullanılarak hareket ettirildi. Su ve ateş insan hayatını nasıl değiştiriyor!

Su kullanılarak elektrik üretiliyor, su ile tarlalardan daha çok verim alınıyor, su ile yangınlar söndürülüyor, insan vücudunun ve dünyamızın 4/3,'ü sudur. Kısacası su hayattır... Yaşamımızı devam ettirirken suyun hayatımızdaki öneminin ne kadar büyük olduğunun farkına bile varmıyoruz.

Teknoloji ilerliyor, yeni buluşlar insanoğlunun hayat standardını yükseltiyor, yaşamı kolaylaştırıyor. Eskiden at ve eşek sırtında günlerce, aylarca belkide senelerce yolculuk yapılan yerlere, şimdi otomobiller, uçaklar, gemiler trenlerle çok kısa sürede ulaşabiliyoruz. Eskiden haber alamadığımız konulardan, şimdi anında haberdar olabiliyoruz. Telefon, Internet ağı, uyduların kullanımı hem haberleşmeyi hem de dünyadaki gelişmeleri evimizde takip etmemizi sağlıyor. Kim icat ederse etsin, her teknoloji ürünü' bütün insanlığın kullanımına sunuluyor. Bu da kültürümüzün maddi unsurlarının paylaşılabileceğini gösteriyor. Paylaşım milletlerin özelliklerinin kaybolmasını gerektirmiyor. Ancak maddi kültür değişikliklerinin iyi kullanılmaması, manevi kültürümüzün bozulmasına çok önemli etkileri olabiliyor.

Bu sebeple, maddi kültür öğeleri kültürümüze dahil edilirken, manevi kültürümüzle onlara bir ruh verilmelidir. Eski Türk mimarisine baktığımızda su kemerlerinde, yapılan evlerde, saraylarda, kervansaraylarda, köprülerde, hanlarda, hamamlarda bu ruhu hissederiz. Yani modern dediğimiz mimari tarzında kendi kültür öğelerimizden çok azına rastlayabiliriz.

M. Kemal Atatürk "Muasır medeniyet seviyesine çıkmak" diye hedef göstermiştir. Buna ulaşmak için Türk milletini millet yapan değerleri korumak şarttır. Örf ve adetlerimizi, geleneklerimizi yaşatmak, töremizden asla taviz vermemek gerekmektedir.
Töre, yazısız kanunlardır. Toplum üzerinde yaptırım gücü vardır. Büyüğe saygı, küçüğe sevgi, güzel ahlaklı olmak, devletin menfaatini kendi menfaatinin üstünde tutmak, töremizin değişmez maddeleridir. Bugün töre adı altında işlenen cinayetler, töre değil cahiliye döneminden kalmış adetlerdir. Adaletli olmak ve adaleti devletin temeline koymak önemlidir. Adil olmayan devletler zulümlerinde boğulmakla karşı karşıya kalırlar.

Milletler sahip oldukları kültür değerlerine sahip çıkmalı ve yaşatmalıdırlar. Bilindiği gibi kültür milli olmadan evrensel boyuta ulaşamaz. Eğer kültürünüzü yaşamaz ve yaşatmazsanız çok kısa sürede başka kültürlerin etkisi altına girer ve yok olursunuz. Kültürünüzü başka milletlerin tutsağı yaparsanız siz de tutsak olursunuz.

Kültür iki yolla yok edilmeye çalışılır. İlki, mekanik yolla kültür değişikliği. Bu yolla yapılan kültür değişikliği bir milleti tamamen yok edemez. Ancak yok edilmek istenen kültür değerlerini zayıflatır ve bir takırtı arızalar meydana getirebilir. Bu genellikle işgaller yoluyla olur. Ordularınızla bir ülkeye girer ve orada kendi dilinizi hâkim kılarsınız. Dilinizi resmi dil haline getirir, bütün yazışmalarda okullarda, halka hizmet veren bütün kuruluşlarda kendi dilinizle hizmet vermeye başlarsınız Daha sonra misyonerler vasıtasıyla dininizi yaymaya çalışırsınız. İngilizlerin Hindistan'da, Fransızların Cezayir'de, Rusya'nın işgal ettiği bütün ülkelerde uyguladığı metot böyledir. İngilizler Hindistan'ı işgal edince ilk işleri İngilizceyi hakim kılmaya çalışmışlardır. İngiliz papazları Hıristiyanlık propagandası yaparak, Hint topraklarında kiliseler açmışlardır. Hıristiyanlığı da İngilizce öğretmişlerdir. Fransızlar da Cezayir'de Fransızca öğretmişler ve büyük ölçüde de başarılı olmuşlardır. Ruslar da aynı yolu takip etmişlerdir. Mesela, Türk Cumhuriyetlerinde anadilleri Türkçe'nin değişik lehçeleri olmasına rağmen Rusça anlaşabilmektedirler. Fakat işgalci güçlerin baskısı kalkınca kendi dillerini konuşmaya başlamışlardır. Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi Türk Devletlerinde yaşayanlar Türkçe ile anlamakta zorluk çekmekteler, halen ortak dil olarak Rusça'yı kullanmaktadırlar. Rusça'dan yüzlerce kelime bu ülkelerde konuşulan Türkçe'nin içine girmiştir. Mekanik yolla yapılan kültür değişikliği, bir takım olumsuzluklara rağmen bir kültürü tamamen yok edemez.

Asıl tehlikeli olan, alıştırma yoluyla yapılan kültür değişikliğidir. Bu yolla yapılan kültür değişikliği çok uzun zaman alabilir ama kalıcıdır.  Güçlü devletler, kendi kültürlerini yavaş yavaş, sindire sindire , alıştıra alıştıra bir topluluğa işlerler. Belki bir dönem sonra o topluluğu kendilerine benzetirler. Oryantalistlerin çalışmalarının temelinde de bu vardır. İlmi çalışmalar yaparlar. Doğu kültürlerini incelediklerini söylerler. Genelde bütün, doğu kültürlerini incelerler. Özellikle Türk milletinin kültür değerleri üzerinde çalışırlar. Kültürümüzdeki zayıf halkaları tespit ederek, koparmaya çalışırlar. Alevilik- Sünnilik, gibi her ikisi de Müslüman olmasına rağmen, her ikisi de Türk olmasına rağmen, Aleviliği başka bir dinmiş gibi göstermeye çalışırlar. Hatta daha ileri giderek başka bir milletin mensubu gibi göstermeye çalışırlar. Bu iki grubu çeşitli, söylentilerle birbirlerine düşman ederek kamplara ayırırlar. Biz birbirimizle uğraşırken milletimiz geri kalır.

Türk-Kürt, laiklik, başörtüsü, şeriat gibi kavramları kaşıyarak, zihin bulanıklığının devam etmesini sağlarlar. Hep birbiriyle uğraşan, birbirini yiyen bir toplulukta ilerleme olur mu? Elbette olmaz. Fakirlik canından bezdirmiş, sağlık problemleriyle boğuşan, geleceği ile ilgili sosyal bir güvenceden yoksun bırakılmış, kavgalı bir topluluk... Onların da istediği budur.

Aile fertlerinin toplandığı sofralar yavaş yavaş kurulmaz. Halbuki sofralar aile bireylerinin birbirlerini gördüğü, birbirleriyle olan sevgi bağlarının güçlendiği, istek ve ihtiyaçlarımızın dile getirildiği bir yerdir. Şimdi artık ayakta bir şeyler atıştırarak geliriz eve. Çoğu zaman birbirimizin yüzünü görmeden çekiliriz odalarımıza. Robotlasırız, ruhsuzlaşırız, sevgisizleşiriz. Aile Türk milletinin temel taşıdır. Bütün sıkıntılara rağmen Türk milleti eğer hala dimdik ayakta ise bunu güçlü aile yapısına borçludur. İlk kültür değerlerimizi aileden alırız. İlk sözcükler ailede öğretilir. Oturup kalkma, toplum içerisinde nasıl davranmamız gerektiği, eşyanın kullanımı, olaylar karşısında alacağımız duruş ve tavırlar hep aile tarafından öğretilir. Ağız tadımız ailede şekillenir, öğretilir. İyi günde, kötü günde aile bireyleri birbirine destek olur. Dini değerlerimiz ailede verilir. Vatan sevgisi, bayrak sevgisi, ağaç sevgisi, daha doğrusu sevgi ailede verilir.

Aile bireyleri arasındaki sevgi, saygı ve hoşgörü ortamı, toplum içerisindeki davranışlarımızı etkiler. "Ben" duygusundan ziyade "biz" duygusu gelişir. Paylaşmayı öğreniriz. Eğer ailedeki "biz" duygusunu kaldırıp "ben" haline dönüştürürsek, sevgisiz, duyarsız, bencil bir topluluk hazırlamış oluruz.

Anayasamızda da aile milletin çekirdeği, bel kemiği olarak tarif edilir. Eğer bireyciliği anayasaya koyarsanız, milletin birliğini, bütünlüğünü bozmak için en büyük adımı atmış olursunuz. Böyle bir yaklaşım millete yapılacak en büyük kötülük olur. Ailedeki güçlü manevi bağları, bireyciliğin temelinde yatan, kişisel menfaat esasına dayatırsanız aile yok olur. Dolayısıyla büyük aile dediğimiz Türk Milletini de yok edersiniz. Bireyin gelişmesi için elbette her türlü imkan sağlanmalı, bireysel kabiliyetler göz önüne alınarak insanlar yetiştirilmelidir. Ancak bu aile bireylerinin birbirinden kopmasına sebep olamamalıdır. Çekirdek aile yapımız korunmalı, güçlendirilmeli, aile olarak yapılan her türlü çalışmalar teşvik edilmelidir.

Batı toplumları yeniden güçlü aile olmanın yollarını ararken, biz bireyciliği teşvik edersek, milletimize en büyük ihaneti yapmış oluruz. Alıştırma yoluyla yapılan kültür değişikliği, milletin hayat damarlarının yavaş yavaş, alıştıra alıştıra kesilmesidir. Meşhur kurbağa haşlaması hikâyesinde olduğu gibi. "Kurbağa soğuk su dolu, derin bir kabın içerisine, kısık ateşle yanan bir ocağa konulur. Su ısındıkça kurbağa gevşer ve mayışmaya başlar. Rehavet çöker rahatladığını hisseder. Bir müddet sonra acı hissetmeye başlayınca zıplamaya çalışır.  Ama ısınan su onun kaslarını,  sinirlerini çalışamaz hale getirmiştir, Çırpınır ama bir şey yapamaz. Sonunda kendisini bırakır ve haşlanır." Milletler de alıştırma yoluyla kendisine verilen kültür değerlerini kaybederler. Millet olmak, aynı dili konuşmak, aynı dine, kültüre sahip olmak, aynı tarih bilincini taşımak, geçmişte beraber yaşamak, gelecekte de beraber yaşamak istek ve arzusuyla mümkündür. İyisiyle kötüsüyle geçmiş bizim geçmişimizdir. Tarihi ile kavgalı milletler, milletler ailesi içerisindeki layık oldukları yeri alamazlar.

Yunanistan'da İlköğretim okullarında, okutulan tarih kitaplarında, Yunan ordularının İzmir'e çıkıp, Türkiye içerisine ilerlemeleri o kadar güzel anlatmış ki, bir Yunanlı çocuğun ordusuna, tarihine, milletine olan sevgisi ve güveninin ne derece arttığını tahmin etmemek mümkün değil. Ancak aynı tarih kitabının hiçbir yerinde İzmir'de nasıl denize döküldükleri yazılmamıştır. Yunanlı tarih kitabı yazarlarına, bunun neden yazılmadığını sorulduğunda, "Bizim görevimiz Yunanlı çocuklara tarih bilincini, sevgisini yerleştirmek. Büyüyünce savaşın sonucunu kendisi bulsun" diye cevap vermişlerdir.

Biz de Osmanlı sultanlarının çoğunu kötüleriz. Vahdettin ile M. Kemal Atatürk'ü hep kavga ettiririz. Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyetini kavga ettiririz. Tarihimizle, geçmişimizle barışık, olmalıyız. Elbette tarihte cereyan eden felaketlerden ve yanlışlardan ders çıkararak, geleceğimizi daha sağlıklı hazırlamalıyız. Vatan sahibi olmak “Allah kimseyi vatansız bırakmasın" diye dualarımız vardır. Millet fertlerinin yaşadığı toprak parçası... Vatanımızı korumalıyız. Vatanı korumak sadece dış düşmanlara, işgallere karsı korumakla olmaz. Yaşadığımız toprak parçasını her anlamda korumalıyız. Kültürümüzü değiştirmeye çalışanlara karşı kültürümüzü yaşatmak, çıplak tepeleri ağaçlandırmak, su kaynaklarını korumak ve tasarruflu kullanmak, yer altı-yer üstü zenginliğimizi akılcı bir biçimde işleyerek, vatan sahiplerinin faydasına sunmak. Toprağı ilmi usullerle verimli hale getirmek, madenlerimizi en son teknoloji ile çıkararak devletin güçlenmesini, refahın artmasını sağlamak, vatana sahip olmak demektir. Gerektiğinde de ülkemizde huzurumuzu bozan, birliğimizi, bütünlüğümüzü zedeleyen, ülkemizi işgal etmeye çalışan güçlere karşı da hazırlığımızı yapmalıyız. Milletimizin vergileriyle meydana getirilen kuruluşları yabancılara satmak, müstemleke olmanın işaretidir.

Devlet, milletin teşkilatlanmış şeklidir, diye tanımlanır. Devlet kuruluşları, milletin menfaatlerini korumakla mükelleftir. Devlet adaletli olmalıdır. Vatan parçası üzerinde yaşayan millet fertlerine eşit davranmalı, onların huzur ve refah içerisinde yaşaması için gayret göstermelidir. Hiçbir devlet, milletin menfaatleri hilafında davranışta bulunamaz. Millet fertleri de devletinin almış olduğu kararlara, kanunlara saygılı olmalıdır.

Misafirperverlik, düşkünlere, yoksullara yardım etmek, güçlünün değil haklının yanında yer almak gibi bizi biz yapan değerlerimizi, ne yazık ki son yıllarda kaybettik. Bu değerlerimizin yerine farklı değerler koyduk. Rüşvetle iş yapmak, hak etmeden çok kazanç elde etmek, kendisinden başka bir şey düşünmeyen bir topluluk haline geldik. "Devletin malı deniz yemeyen keriz", "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın", "Elin akıllısı, doğrucusu sen misin?", "Çeşme akarken suyunu doldur", "Gözlerimi kapar vazifemi yaparım" gibi deyimler ön plana çıktı. Yalan sermayemiz oldu. Öyle ki ilköğretim okullarındaki çocuklara öğrettiğimiz oyunlarda bile yalan sevimli gösterilmeye başladı. "Uu portakalı soydum, baş ucuma koydum, ben bir yalan uydurdum." Devletin menfaatini korumak, milletin menfaatini korumak olmasına rağmen, devleti soymak, açıkgözlülük ve iş bilirlik oldu.

Bütün bunların sebebi madde ile manayı dengeleyememektir. Kuş tek kanatla uçamaz. Yere çakılır. İnsanın da elbette karnını doyurmak gerekir. Ama ruhun ihtiyaçlarını da ihmal edilmemelidir. Bizi biz yapan manevi kültür değerlerimiz incelenmeli, güzel ve doğal olan desteklenmeli, hurafeler, Zararlı olanlar ayıklanmalıdır. Dini değerler, onu bilen ilim adamları tarafından yorumlanmalı, ortak görüşe herkes saygı duymalıdır. Zorlama, yeni arayışa, kaosa ve bunalıma sebep olur. İlericilik, gericilik, çağdaşlık, modernlik kavramları çok iyi tahlil edilmelidir. Çağdaşlık, içinde yaşadığımız zamanın nimetlerini kullanarak hayatımızı kolaylaştırmaktır. Teknolojiyi kullanarak zaman ve emek tasarrufu yapmaktır. Çağdaşlık sahip olduğumuz kaynakları akılcı bir biçimde kullanmaktır. Çağdaş erkek - çağdaş kadın deyimleri çoğu zaman anlamının dışında kullanılmaktadır. İçki içmek, çağdaşlık - içmemek çağ dışı kalmak" böyle saçmalık olur mu?

Doktor varken, üfürükçüye gidiyorsan bu çağ dışı bir harekettir. Elektrik süpürgesi varken, çalı süpürgesinde ısrar ediyorsan bu çağın nimetlerinden faydalanmamaktır. Zihin bulanıklığı; kavram kargaşalığına son vermek gerekir. Buda ancak kendine has, ihtiyaç duyduğumuz insan tipini yetiştirecek milli bir eğitim ve kültür politikasıyla mümkün olur.

Bu yazı toplam 3648 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.